Devamı...


“TEKNİK DİREKTÖRLER DİKTATÖR GİBİ”
-Sizin futbolculuk döneminizde teknik direktörler futbolculara nasıl yaklaşırdı? Sizin yaptığınız gibi miydi, daha mı baskıcıydı?
Değildi. Benim dönemimde futbol bu kadar büyük bir sektör değildi, bu kadar ciddi değildi. Dolayısıyla disiplin bu kadar çok değildi. Ağabey-kardeş ilişkisine, baba-oğul ilişkisine yakın ilişkiler söz konusuydu. Bugünün dünyası çok daha farklı, duyduğum kadarıyla teknik direktörlerin pek çoğu için söyleyebilirim bunu. Emir-komuta zinciri içine girdi olay. Daha sertler, daha disiplini öne çıkarıyorlar. Yani bir taraftan demokratikleşirken, liberalizm bir tarafıyla tüm şeyleri naklederken, futbol dünyasına tam tersi olarak girdi. Teknik direktörler artık benzetme yanlış olabilir ama diktatör gibiler takımlarda. Atığı astık, kestiği kestik gibiler. Yanlış.

“HÖT HÖTLE OTORİTE KOLAY”
-Peki siz?
Ben değilim. Şöyle söyliyeyim, olmadığımı sanıyorum, olmamaya gayret ediyorum. Otorite olmadan olmaz. Ama otoritenin höt hötle, asarak keserek yapıldığında, bunun kolay yol olduğunu düşünüyorum. Esas olan; önce bilgiyle, sonra sevgi-saygıyla oluşturulmuş otorite. Bunu kurduğunuz zaman, yıkılmasıda zor oluyor. Oyuncuları oyunun içine çekmek, mesleğin içine çekmek daha kolay oluyor. Kolay oluyor ama süreç kısa mı oluyor? Süreç uzun bir süreç. Kolay bir süreç değil. Çünkü böyle dönemler her türlü istismara açık dönemlerdir. Yönetici tarafından, basın mensupları tarafından, “Bu ne böyle olur mu?” diye, çok kolay bir şekilde manipüle edilecek olaylardır. Kolay değil ama hayatım boyunca hep zoru seçtim çünkü zor aslında doğrudur. Ama o zora giden yol irade ister, disiplin ister, dayanıklılık ister. Kendimi hep öyle gördüm, futbolum da öyle oldu. Antrenörlükte de bu şekilde devam etmeye çalışıyorum, bakalım nereye kadar.

“SEYİRCİYİ EN ÇOK YÖNETİCİLER VE BASIN GERİYOR”
-Biraz önce dediniz ki, “Türkiyedeki temel anlayış şu, ‘Ne yaparsan yap, maçı al’ Bunu yapabildiğin sürece, maçı aldığın zaman iyi antrenörsün”. Bu değer yargısı, nereden geliyor? Taraftardan mı, medyadan mı, yöneticilerden mi?
“Kesinlikle şu” diye saptama yapmak yanlış. Herkes, herşey birbirine geçti. O kadar yanlışlar oldu ki, bütün yanlışlar içiçe. Ama birilerini öne çıkarmak gerekirse bu işi tamamen amatör yapmaya çalışan, ama yaptıkları iş hakkında çok az bilgi beceriye sahip yöneticileri biraz daha öne çıkarmak lazım. Bunun arkasına belki medyayı koymak lazım. Kulübün çıkarları kadar kendi çıkarlarını da düşünen yöneticilerle kolkola girmesi; yöneticileri ve basın mensuplarını öne çıkarıyor. Antrenörler çok mı günahsız, pürü pak? Futbolcular çok mu günahsız pürü pak? Ya da hakemler? Asla böyle birşey söylemiyorum, söylemek istediğim bu değil, hepimizin çok kusurları var. Ama seyirciyi bu kadar agresif hale getirme konusunda yöneticilerin ve medyanın kolkola hareket ettiği kanısındayım.

“F.BAHÇE SIRADIŞI BİR KULÜP OLDU”
-Nasıl çözülecek?
Çözülmesi zor diyeceğim ama aslında bir taraftan da bütün olayları düşündüğüm zaman bazen öyle bir noktaya geliyor ki, bir şeyi çıkardığın zaman ortadan bir bakıyorsunuz ki herşey yerli yerine oturmuş. Belki Fenerbahçe için şu örneği verebiliriz. Fenerbahçe bu anlamda bir atılım yapmaya çalışıyor ama yine de bizim o, biz Türklere ait kurduğumuz ortamın dışına çekemiyor kendini. İşte bugün yaşadığımız günlerde bu çok net görünüyor. Çok güzel, konforlu bir stat yaptı, o stadın seyirci profilini değiştirmeye çalıştı, bununla beraber kulübün merkezine futbol takımının başarılarından ziyade ekonomik, idari ve mali, fiziki yapılanmanın çok daha önemli olacağını düşünerek onları yerleştirmeye çalıştı. Sportif başarının bunun arkasından geleceğini düşündü. Son 5-6 senelik periyotta hakikaten sıradışı bir kulüp gibi görünmeye başladı Fenerbahçe. Ki Türkiye’de bunları yapabilecek en son kulüp gibi görünüyordu, iç dinamikleri dolayısıyla. Fakat bunun yapılabileceğini gösterdi. Dolayısıyla çok zor, bu karmaşanın bir düğüm halinde olduğunu biliyorum, Türk futbolunun bir kaos içinde olduğunu söyleyebilirim. Suçlunun şu bu denmesinin doğru olmadığını da söyleyebilirim. Çözümün de çok zor olduğunu söylemek kolay ama bir taraftan da insan doğasına baktığımız zaman bazen, bir anda terse de dönebiliyor. Bizim de bunu bekleme gibi lüksümüz var. Sadece o kadar lüksümüz var. Birileri bir yerde el koyacaklar, bu gidişin doğru gidiş olmadığını bir şekilde anlatacaklar, beklentimiz o. Bu kişi ben değilim yani, benim ya da benzerlerimin söylediklerinin hiç bir anlamı yok. Kıymeti yok. Futbolda söz sahibi olan, gerçekten kuvvetli olan ve adalet duygusu biraz yüksek, birkaç kişi biraraya gelerek şu anda içiçe girmiş karmaşayı çok kolay çözebilirler diye umudediyoruz.

“BASIN MENSUPLARI KENDİNE BAKMADAN BİZİ ELEŞTİRİYOR”
-Futbol değerleri bizde mi bu tür farklılıklar gösteriyor, yoksa biz de Avrupa ve dünya futboluyla birebir doğru orantıda mı gidiyoruz? Yani dünya futbolu mu koyuyor bu değerleri de, biz de bu değersizlikleri yaşıyoruz?
Öyle tabi. Hiçbir şey bir diğerinden farklı değil. Herşey, dünyanın her tarafında insanlar arasında aynı şekilde cereyan ediyor. Yani çok büyük farklılıklar yok. Üç aşağı beş yukarı ilişkiler belli kalıplar içinde. Zaten söylediğimiz şeyler birazcıcık toparlandığı zaman, birazcık adalet duygusu yerleştiği zaman, birazcık saygı unsuru yerleştiği zaman, mesleki saygı özellikle...

Basın mensubu kendi işinde yaşadığı sıkıntıları gözardı ediyor, kendi mesleğinde, kariyerinde nerelere geldiğini, neleri yaptığını yapamadığını, neleri yapmaya muktedir olduğunu, neleri yapma konusunda sıkıntıları olduğunu düşünmüyor, geliyor çok kolay bir şekilde antrenörü yargılıyor. Onun da bir meslek mensubu olduğunu, onun da sıkıntıları olduğunu, bir yerden bir yere gelmek için bir takım şeylere ihtiyacı olduğunu, bunların bazılarını yapabildiğini, bazılarını iç dinamikler nedeniyle yapamadığını düşünmüyor...

“ŞİRKETLERİNDE 5 SENE, KULÜPLERİNDE 1 AY”
Aynı şekilde yöneticiler de kendi iş hayatlarında, şirketlerinde son derece ciddiler, kendi adlarına doğruları yapıyorlar. Bir aylık, altı aylık, yıllık planlama yapıyorlar, 3 senelik 5 senelik hedefler koyuyorlar. Ama bir futbol takımını yönetmeye geldiği zaman bir ayda herşeyin olmasını istiyorlar. Muazzam bir saygısızlık. Mesleki saygısızlık bu. Aslında kendisine saygısızlık bu. Ama bunu anlatacak olan da biraz evvel söylediğim o basın mensubu. Basın mensubu kendi mesleğinin sıkıntılarını bildiği zaman, antrenörün ya da futbolcunun sıkıntılarını da bilir. Onu bildiği zaman, onu anlamaya başladığı zaman, hitap ettiği kitleye, okuyuculara bunun mesajlarını verir. Bunun mesajlarını vermeye başladığı zaman onu okuyan kitle de sahaya geldiği zaman; her şeyin çok kolay olduğuna, antrenörün oyuncuların beceriksiz olduğuna dair değil de bu adamların da aslında iyi şeyler yapmak istediklerini, insanın doğası gereği iyi şeyler yapmaya doğru kurgulandığını, bundan haz aldığını anlayacak safhaya gelir. Bu söylediğimiz şeyler, minicik şeyler. Aslında belki gıpta ettiğimiz İngiltere ile bizi ayıran bu ufacık ayrıntı. Mesleki saygı. Bu kadar.

“O KADAR SAYGIDAN YOKSUNUZ Kİ”
Nasıl çözülür demiştin ya, aslında biraz daha uzun vadede bunun yanıtını vermiş olduk. Herkes bir adım geriye doğru atabilmeli. Ben iş yapıyorum, bu işi iyi yapmak istiyorum, benim bütün herşeyim bu iş üzerine. Ne kadar başarılı olursam, iyi iş yaparsam, o kadar kazancım olacak. Mali, ama daha fazla manevi, mesleki kazancım olacak. Bu kadar yani. Bütün matematik, bütün denklem bu. Bunun farkına varabiliyorsan, bana o gözle bakıyorsan, bunu bu şekilde halka yansıtıyorsan, o zaman zaten ufak ufak adımlarımızı atmaya başlarız. Aslında en büyük adımı atmış olacağız, mesleki saygı. Herşey burada yatıyor. O kadar saygısısız ki, hepimiz hepimiz öyleyiz. Biz eski futbolcular, futbolu bırakanlar maça gidiyoruz, yeni oyuncuları seyrediyoruz, afedersin, “Lan burada bu yapılır mı be. Ben olsaydım bunu atardım!” ile başlıyor. Bu kaosa kadar geliyor işte bu düşünce. Hepimiz yapıyoruz.

“ÖZELEŞTİRİ YAPARSAN HERKES ÜZERİNE GELİR”
-Ama hepimiz de birbirimizi suçluyoruz.
Çünkü işin kolay tarafı bu. Hiç kimse aynaya bakıp da yüzleşmek istemiyor hiçbir şeyle. Çünkü yüzleştiğiniz zaman bizim toplumumuzda mağlupsunuz demektir. Özeleştiri yaptığınız zaman mağlupsunuz demektir. Çünkü herkes zaten onu arıyor. Bir tane adam özeleştiri yaparsa, ben hata yaptım dediği anda, işte gerçek hatalı bu diye herkes onun üstüne çullanıyor. Bütün hataları da onun üstüne yüklüyorlar. Artık bu refleks haline gelmiş. Dolayısıyla bizim genel tarzımız, ya herkes bir iş yapıyor, dolaysıyla herkes işinde başarılı olmak ister kardeşimden ziyade, ben yapıyorum yapıyorum çabalıyorum olmuyor, ama sen yanlış yapıyorsun, senin yerinde olsam şunları yapardıma yönelik düşünce yapısı oluştu bizde. Bu şekilde refleks oluştu. Şu andaki bulunduğumuz durumun ana nedeni de bu.

“HERKES BİRDEN GERİ ADIM ATMAYINCA...”
-Şu ana kadarki sohbette bilimsel bir şekilde masaya yatırıldı konular.
Yeter o zaman.

-Bunları belki de sesli düşünmüyorduk.
Herkes biliyor ama kimse söylemek istemiyordu.

-Bunları okuduğu zaman taraftar, yönetici, medya dünyası, hakemler, futbolun içinde kimler varsa acaba kendilerine bir pay çıkartacak, kendileri için özeleştiri yapacak şekilde mi algılayacaklar, yoksa bu yanlış bu yanlış bu yanlış diyerek özeleştiriden korkan, saldırganlık sergileyen bir tutumla mı düşünecekler acaba? Çünkü bunları konuşmak yetmiyor.
Herkes herşeyin farkında. Ortak geri adım lazım burada. Bu alan işgalinde bulunan unsurlar, ortak geri adımı yapmadıkları zaman, kendi alanlarına dönmeyi kabul etmedikleri zaman, dönenler tamamen mevzilerini kaybetmiş hissediyor, hissedecektir. Kimse de birbirine güvenmediği için, çünkü muazzam bir güvensizlik ortamı var bu saygısızlığın yarattığı, belki de güvensizliğin yarattığı saygısızlık, hangisi yumurta hangisi tavuk bilemiyorum ama; böyle de bir durumumuz var. Kimse kimseye güvenmiyor. Bu güvensizlik ortamında kimse ya bir adım geriye çekilelim de bakalım ne oluyor ne bitiyor, aslında bu kadar ilgiyle, bu kadar sevgiyle, tırnak içinde söylemek lazım sevgiyi, ne kadar futbol sevgisi ülkemizde ama, bu kadar da bu ülkenin kıt olanakları içinde mali katkıyla, bu ülke futbolu daha organize hale getirilebilirdi diye düşünüp birer adım geri atsak, aslında buraya geleceğiz ama kimse kazandığı alanı terketmek istemiyor.

“BENİ 8 MAÇTA KAHRAMAN YAPTILAR ŞİMDİ BAŞKALARINI YAPIYORLAR”
-Tüm bu düşünceleriniz, değerlendirmeleriniz doğrultusunda, teknik direktörlüğünüzde bugün ve bugünden sonrası için neler düşünüyorsunuz?
Öğrenmek çok uzun süreç alıyor. Gerçekten öğrenmek, ortalama bir teknik direktör için, 7 ila 10 senelik periyodu buluyor. Herşeye hakim olmaya başlamanız, yani oyuncu grubuna, personele ve buradan geçerek oyuna her hattıyla hakim olmaya başlamanız ve artık verdiğiniz kararların bir refleks haline gelerek doğru kararlar olma yüzdesinin artması hakikaten bu kadar sürüyor. En başarılı antrenörler 45 ile 60’lı yaşlar arasında. Daha doymuş, oyunculara bakarken onları köle gibi görmeyen, onları bir insan bir meslek adamı gibi gören ve verimliliğini bu şekilde yükselten, oyunu çok net bir şekilde görebilen ve ne istediğini bilen hale gelmesi antrenörün o yaşlarda oluyor. Bizde ise bunun tam tersinden, mesleğe yeni başlayan, ben de dahilim buna, ilk takımımda ilk sorumluluğumda 8 maçta 7 galibiyet alınca dahi bir antrenör olarak düşünülüyordum bu piyasada, ben de tam tersini söylüyordum. Çok fazla dahlim olmadığını, bunun tam tersi olacağını söylemeye ifade etmeye çalışıyordum ama biz kahraman yaratmayı seviyoruz bu şekilde. O ara kahraman bendim. Şimdi 9. seneme giriyorum ve bu 9 sene içinde yeni kahramanlar görüyorum. Şu şöyle, bu böyle, falan filan diye...

“HEMEN ÖLDÜRMEK İÇİN YETİŞTİRİYORUZ”
-Kahramanları da çok çabuk öldürüyoruz.
Hemen öldürmek için yetiştiriyoruz zaten. Bunların hepsi üstün, dahi antrenör olarak görünüyor oysa gerçek antrenörler 45’den sonra başlıyor. Yani bu 45’i kesin sınır olarak söylemiyorum. Daha doymuş oluyorsunuz. Şimdi bunu söyledikten sonra kendimle ilgili tarafını söyleyeyim. Herhalde ben bu yaşları göremeyeceğim diye düşünüyorum (Gülüyoruz)

-Aykut hocam kaç yaşındasınız?
43 yaşındayım. Bilmiyorum yani, zorluyor. Çünkü kısa vadede düşünemiyorum. Bu bir handikap.

-Uzun vadede düşünebiliyor musunuz?
Orta ve uzun vadeli düşünüyorum.

-Ama Türkiye’de teknik direktör adına orta ve uzun vadeli düşünen yönetimler yok. Düşündüklerini söylüyorlar ama...
Olmadığı için bir çelişki oluyor. Hırpalıyor. Hırpalanan taraf da daha fazla ben oluyorum. Zaten kulüplerin hali 3 aşağı 5 yukarı sıkıntılı.

O 7 DAKİKA ÇIKACAK MI?
-Size bir 7 dakika daha lazım.
(Aykut hoca burada susuyor, sonra gülüyor ve “Bakalım o 7 dakika çıkacak mı?” diyor ve devam ediyor)
Ben bir tespit yapmaya çalışıyorum, bu söylediklerim bugüne ait şeyler. Asla şunu da söyleyecek durumda değilim, bu kadar anlattıktan sonra herhalde anlamışsındır düşünce sistematiğimi, yüzde yüz böyle olacak diye söylemiyorum. Öngörülerim buraya doğru gidişin daha yüksek olduğunu görüyor. Her an bir 7 dakika çıkabilir hayatta. Onu hiçbir zaman kapı ardı etmiyorum. Zaten hep konuşurken yüzde 99.9 diye konuşurum. Hiç bir şeyi yüzde 100 diye konuşmam. Hayatta herşeyin olabileceğine inanıyorum. En kesin en kati bidiğim konularda dahi yüzde 99.9 derim ben. Herşey olabilir çünkü. Bildiğimiz, öğrendiğimiz pekçok şey yanlış çıkabiliyor. Dolayısıyla söylemek istediğimi o şekilde açarsam daha iyi olur.

Teşekkür ediyorum Aykut hocam.
Ben teşekkür ediyorum...


Erdem Erol
Ligtv.com.tr Haber Müdürü
[email protected]