Bir 10 Kasım sabahı. Cumhuriyet'in 85. yılı. Perdelerim çekik, odam karanlık... Yattığım yerden, yanı başımdaki komidinin üzerinde bulunun fotografına bakıyorum. Fotografta gülümsüyorsun. Tam da karşımda. Benimse içim kavruluyor bir acı saplanıyor kalbime. Başlıyorum çocuk gibi ağlamaya... O zaman düşünüyorum... Senin yanlız başına yaptığını... Biz, senin evlatların belki milyonlarca kişi yapamıyoruz.
Sesimiz çıkmıyor. Belki avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz ama susturuluyoruz. Ülkenin en büyük tv kanalları, gazeteleri satılıyor. Üzerinde senin fotografın var ama içi sana ihanet edenlerin propagandalarıyla dolu. Her televizyon da her gazete de böyle.
Seni cansızlaştırıyorlar atam. Senin ölümünü anıyorlar, gazetelerde, okullarda, tvlerde... Ancak senin gibi düşünmüyorlar Atam
Okullarda bu sabah senin için şiirler okuyorlar. Ancak sınıflardan fotograflarını kaldırıyorlar Atam.
Seni okullarda ki bir büst, tv köşelerinde yeri geldimi çıkan bir fotograf yapmak istiyorlar.
Sen ölmedin... Sen fikirlerinle yaşıyorsun. Ancak halkın seni inatla öldürmek istiyor atam. Halkının yarısı seni sırtından vurmak diğer yarısı onlara karşı çıkmak için çabalıyor. Bıraktığın topraklarda kaos var atam.
Senin kanla aldığın topraklar parayla satılıyor atam.
Çanakkale'de yaşıyorum ben... Her adım attığımda şu sokaklara... Görüyorum seni. Yaşadığını anlıyorum. Nasıl mı? Çıkıyorum bir gece... Kordon'a biryerlere... Bir iki bira içiyorum. Hasan getiriyor bira mı? Mekan'ın sahibisi ise Mehmet. Yan masada turistler oturuyor. Hasan onlarında paralarını alıyor ve götürüyor yine Mehmet'e. Sömürülmüyoruz işte. Hiç kimse sömüremiyor atam. Bir Birleşik Arap Emirlikleri değiliz biz, işte bu yüzden. Bayrağımız, onurumuz,dilimiz var. Birleşik Arap Emirlikleri'nin neyi var. Arap bir yurttaş gitsin lokantaya yesin yemeğini Garson yine Arap. Peki Garsona maaşını veren? Tabiki John. Lokanta sahibi? Tabiki Jackson.

Köleden ne farkı var Birleşik Arap Emirliği yurttaşının. Köle olmadığım için size şükürler olsun atam. O bira içtiğim yer varya sahi. Bir gün yine orda otururken duvarda koca bir posterini görmüştüm. Bacak bacak üstüne atmışsın elinde de bir sigara. Bir insan bu kadar ihtişamlı bu kadar yakışıklı bu kadar karizmatik olamaz.

Baktım ki etrafıma. Sana tutuklu kalan bir ben değilmişim. Yan masada ki turist kız da sana bakıyor. Anlamıştır değil mi atam? Hangi ülke de olduğunu. Anlamıştır değil mi Atam? Bütün avrupa birleşse bile bu topraklarda seni yenemeyeceklerini...Ben ve o kız bir bakışta anlamıştık ta. Senin döneminde ki avrupa anlamamıştı Paşam. Çanakkale burası çünkü atam!!! Öyleydi değil mi? Çanakkaleydi burası...

Ya on yıl sonra eşimle burayı ziyarete gelince Paşam. O zaman da durur mu o heybetli fotografın orada. Peki o turist kız satın alırsa o Lokanta'yı. Seni bir fotograftan ibaret kılanlar. Bir büstten ibaret kılanlar ÖZELLEŞTİRME şerefsizliğiyle satarsa senin kanla canla aldıklarını.

Olamaz mı? Olur elbette. Bende derim ki Atam o zaman. Rahat uyu sattık nihayet seni. Arkandan vurduk nihayet öldürebildik seni. Yazıklar olsun bize. Yazıklar olsun benim gibi gence. Kurtaramıyorum seni, savunamıyorum Gaziyi. Sen Gazi iken böyle dayanıyorsun, ben 20 yaşında dim dik ayaktayken eziliyor yeniliyorum. Gençliğe hitabende yazdığın ne varsa gerçekleşiyor. Ben bir sana bir yazdıklarına... Baka baka ağlıyorum, eziliyorum... Ezildikçe, eziliyor utanç duyuyorum.

Ellerim, ayaklarım demir kelepçelerle bağlı. Sahi sen bir günde bir halkı... Uyandırdın, Değiştirdin bütün bir şekilde de. Biz senelerdir zorla uyutulan bir halkı neden uynadırıyoruz. Sesleniyoruz, haykırıyoruz uyanmıyorlar. Sen nasıl uyandırmıştın Paşam. Sen nasıl yapmıştınnnn