Çok iyi bir uyum sağladık ve rakiplerimizi devire devire yolumuza devam ediyorduk. Son aldığım kupadan sonra kazandığım “Sir” unvanına layık olmak için daha da başarılı olmamız gerekiyordu.
Önümüzde 3 kupa kalmıştı, Lig, FA Cup ve Şampiyonlar Ligi. Ligde tek rakibimiz Manchester City.
Ligde son 9 maçı kazandık, son yenilgimizi seyircimiz önünde Arsenal karşısında almıştık. Son haftalarda yakaladığımız seri ile ligin bitmesine 2 hafta kala şampiyonluğu ilan ettik.
Üst üste kazanılan 2 şampiyonluktan ötürü taraftar çılgına dönmüştü, kulüp binasının önüne ve stadın girişine heykelimin dikilmesini istiyorlardı. Rüyalarında göremeyecekleri başarılara imza atıyorduk. Bu arada Manchester United’ın küme düşmesini hiç beklemiyorduk. Liverpool son senelerde kıl payı kurtarıyordu, bu sezon düşerler diye beklerken, ManU’nun düşmesi şaşırttı bizler.
Şampiyonluğu ilan etmemize rağmen Liverpool da düşsün diye son maçta sıktık, galip geldik ama rakipleri kazanamayınca Liverpool kümede kaldı yine. Bu ligde bu takımla artık rakibimiz yok.
Sezonun dördüncü kupası FA Cup oldu. Sadece 3 gol yiyerek bu kupaya uzandık. Kura şansı da yanımızdaydı, yarı finale kadar olan maçların tamamını evimizde oynadık. Yarı finalde ve finalde rakiplerimiz çok iyi mücadele ettiler ve galibiyetler ancak uzatma devrelerinin ikinci yarılarında gelebildi. Ligden sonra İngiltere’nin ikinci büyük kupasını da kazanarak, taraftarımıza bu mutluluğu yaşatıyoruz.
Ve Şampiyonlar Ligi. Orada da 3 mağlubiyet alarak kupaya uzanan taraf olduk. Grup maçlarını zaten biliyorsunuz, sonrasında en zorlandığım maç ikinci Roma maçı oldu. İlk maçı deplasmanda 1-0 kaybetmiştik ve 2. maç mutlaka kazanmak zorundaydık. Kazanmak için elimizden geleni yaptık ama bir türlü gol gelmiyordu.
90 dakika tamamlandı, hakem uzatmaları 3 dakika olarak gösterdi ve hala gol atamamıştık. Artık kahrolmuş vaziyette ellerimi başımın arasına koymuş elenmeye hazırlanırken taraftarın homurdanmasıyla kafamı kaldırdım, Hall ortayı yaparken tüm stadyumda nefesler tutulmuş, orta kaptanımız Houghton’a gelene kadar sanki asırlar geçmiş gibiydi. Arka direkte bu güzel ortayı karşılayan Houghton, hiç beklemeden kafayı koydu ve topu ağlara gönderdi. Ve o anda tarifi mümkün olmayan bir mutluluk, sevinç gösterisi başladı. Hıncahınç dolu tribünler sahaya girmemek için zor tutuyorlardı kendilerini. Ve Roma oyuna başlar başlamaz hakem 90 dakikayı bitirdi, karşılaşma uzatmalara kaldı. Bakın 90 dakikada kaleyi bulan tek şutları yok. Bizi böyle eleyeceklerini sandılar, neredeyse başaracaklardı da.
Uzatma dakikalarında ise üstün oyunumuzu sürdürdük, Roma’nın hücumda bir şey yapacak hiç gücü kalmamıştı, 2 gol daha atarak turu geçtik.
Atletico Madrid’e ilk maçta 5, Newcastle’a 4 atınca bu turları da geçmek zor olmadı ve finalde gruptan tanıdığımız Milan rakibimiz oldu.
Ligi aldık, 1 hafta sonra FA Cup’ı aldık, şimdi sıra Şampiyonlar Ligi’nde.
Final maçında da fazla zorlanmadık, ilk yarıda attığımız 2 gol bize kupayı getirdi. Tandemde oynayan 2 oyuncumdan Umut cezalı, Corbett ise sakatlığı nedeniyle bu maçta yer almadı. Sezon boyunca kadroda yer almasına rağmen hiç resmi maçta oynatmadığım Soule ilk defa bu maçta forma giydi ve beni utandırmadı. Türkiye’de, Türk Telekom Arena’da oynanan maçta, az sayıda İtalyan’ın dışında herkes bizi destekledi. Türkiye’de bir maçta bu desteği görmek benim içimde hasretle yanan memleket özlemini daha da alevlendirdi. Ülkem için de hizmet etme düşüncesi aklımı çelmeye başladı.
Kupa töreninde kupayı yine kaptanımız Houghton kaldırdı. Bu kulüpte bunca başarılar kazanmama rağmen, amatör kümeden avrupanın zirvesine yerleştirmeme rağmen hala kulübün efsane isimleri arasında anılmamak beni rahatsız ettiğinden, kupayı kaldırdıktan sonra sahayı terk ettim.
Bu hareketim basında çeşitli söylentiler çıkmasına neden oldu, taraftarımız sadakatini çok defa gösterdin, bu takımda emekli olmalısın diye baskı yaparken, yakın dostlarım artık başka limanlara açılmalısın diyor. İngiltere gündemini tamamıyla meşgul eden konu şu anda benim geleceğim.
Genç forvetimiz Kanta, yılın en iyi genç oyuncusu seçildi, Casini’nin sakatlıklarla boğuşması, geçen sene yakaladığı başarıyı tekrarlayamamasında en büyük etkendi. Son dönemde yaşadığımız sakatlıklar da artık takımda sorun olmamaya başlamıştı, çünkü kim oynarsa sırıtmıyordu, herkes en iyi performansını sergiliyordu. 3 kalecim, hiç forma vermediğim 2 oyuncum ve sık oynatmadığım Roberto haricinde gol atmayan oyuncumuz yok. Çok dengeli dağılım olmuş.
![]()












