Quote Originally Posted by Aydın View Post
Türkçe'de bu var derken bizim kökenlerimizden geldiğini kastetmemiştim. Türkçe'de iki sesli harf bir araya gelmez ama "saat" diye bir kelimemiz var değil mi? Bu da o türden bir olay. Kullanımı yanlış değil. "Görsel basın"daki -sel ekini çıkarttığında anlamsızlaşıyor cümle mesela. Yerine eş anlamlı birşey bulmaya çalışabilirsin anca.

sorunsal konusunda da haklısın. ekşicilerin türettiğini sanıyordum ama yanılmışım. bu kelimeyi popülerleştiren onlar.

Ayrıca bu konuda bilgili olman, hassas olman çok güzel bir olay. Yanlış bildiğimiz şeylerin doğrusunu öğrenmiş oluyoruz. Bu yazdıklarım arasında da yanlış şeyler varsa göstermen benim yararıma olur .)
Quote Originally Posted by Bursaspor View Post
-sel/-sal eki;

Kum-sal, dağ-sal, kır-sal gibi kelimelerde bulunulan yeri anlatır.

-sel -sal eki ilişkinlik, aitlik ilgisi kurar eklendiği kelime ile ilgili. Kara-sal, gör-sel, işit-sel, gelenek-sel, evren-sel gibi. Burada bulunan kelimelerin bazıları yabancı kökenli olduğundan bunlara eklenen -sel/-sal ekleri Türkçe değildir denmektedir. Buradaki -sel/-sal eki -nasyonel ya da -al ekine benzemektedir.

Ancak Türkçe'de zaten -al eki vardır.

Bu kelimelerin yerine ancak "... ya/ye ilişkin" denilebilir. Bu da konuşma ve yazmada akıcılığı bozar.
Osmanlı gerileme dönemlerinde Fransaya bir çok öğrenci gönderir. Bu öğrenciler kendilerini yetiştirir. Birer Osmanlı aydını olarak geri dönerler. Fransa'nın yayılmacı milliyetçiliğinden etkilenerek aslında birer Fransız hayranı olarak gelirler. Dilde millileşmeyi amaçlarlar.

Cumhuriyet Dönemine kadar sarkan bu süreç; Atatürk'ün TDK'yı kurmasıyla devam eder. Fakat kantarın topuzu kaçar. Bir çok aydın Türkçeleştirme yapıyorum diye uydurma bir sürü kelime icat etmeye başlar.


Bu "-sel,-sal" eki "Nationale" kelimesinden "ulusal" kelimesi türetilmesi ile ortaya çıkar. "Ulus" kelimesine ait "s" sesi de "al" ile birleştirilerek dilde 100 yıl bile tarihi olmayan bir ek ortaya çıkar. Arapça ve Farsça'ya ait olan nispet i'si "î" nin yerine kullanılmaya başlanır. Oysa ki 1000 yıldır harmanlanmış bir ektir nispet "î"..


Atatürk durumun farkına varır. Türkçe millileşmekten çok batılılaşmaktadır; okuduğu bir makaleye bağlı olarak "Güneş Dil Teorisi"ni ortaya atar ve Türkçe'nin bütün dillerin atası olabileceğini bu nedenle bu arayışların gereksiz olduğunu öne sürer. Furya durdurulur ama önü kesilemez yine de işte.


Saat kelimesi Arapça bir kelimedir. Ama Türkçeleşmiştir. Atatürk Latin harflerinin kolay öğretilmesi amacıyla Arapça "Ayın" harfinin Latin alfabesi ile gösterilmesine gerek duymamıştır.

Transkripsiyonlu yazımı "sa't" şeklinde. Aynı şekilde şiir kelimesi de latin harflerine transkripsiyonlu döküldüğünde "şi'r" olarak karşımıza çıkar.

Türkçe canlı bir dil. Bu canlılığını asırlarca koruyacak.

Fakat "-sel,-sal" ekinin her yerde kullanılması bu canlılığı biraz farklı bir şeye dönüştürüyor.
Çünkü bu ek belirtme hal eki yerine, ilgi eki yerine vs. kullanılmaya başlandı. Hatta gereksiz yere bile kullanıldı. Birazcık kendisini batılı hisseden herkes güzel konuşmalıyım diye; bu eki ağızına pelesenk etti.


"Kara iklimi, Görülen basın, İşitilen hede" tamlamaları da gayet akıcı, gayet göze hoş gelen tamlamalar bence. Ve öz Türkçe.

Ben bu yabancı ekin Türkçeleştirilmesine karşıyım.


"bilimsel konu" yerine bilim konusu veya bilimin konusu denebilir.


Ek kullanımı öyle artıyor ki bu canlı dil onu da Türkçeleştirir. Ben ve benim gibi düşünen bir çok insanın korkusu budur.


"-al, -el" eki ile bir kelime bulamadım açıkçası, kusura bakmayın, büyük ihtimalle Türkçe'de bu ek yok.




"kumsal, uysal" kelimelerinde ise durum farklı gelişiyor. Bu kelimelerin dışında bu ekin kullanımı hatadır. Büyük ihtimalle Tatarca "-sil" ekinden oluşturulmuş bu kelimeler ve günümüze kadar canlılığını korumuş. Fakat Tatarca "-sil" ekinin "-sel, -sal" ile alakası yoktur.



Ben bu eki olabildiğince az kullanmaya davet ediyorum sizleri. Bunun yerine kullanabileceğimiz ekler Türkçe'de mevcut.

Anlatmak istediğinizi tarihi 15000 yıl olduğu iddia edilen Türkçe ile anlatabilirsiniz.