-
Beko Basketbol Ligininin namağlup lideri Fenerbahçe Ülker, tek mağlubiyetle ikinci sırada bulunan Antalya B.Ş.Belediyesi'ni deplasmanda 89-77 yenerek hem namağlup ünvanını, hemde liderliğini sürdürdü.
Maçın benim açımdan hikayesine gelirsek... Dün akşam bilet almak için salona uğradım, trafiğin ana baba günü olduğu dakkalar... Cama bir yazı asmışlar; yarın sabah 09:00'da başlayacak... Hoppalaaa... Neyse, tedbir olsun diye acele ettim ve sabahın sekizinde vardım, gişe kapalı, ama nerden baksan en az elli kişilik bir kalabalık birikmiş. Çoğu Fenerbahçeli, Antalyalılar tek tük... Ben sıraya geçtim, on dakika sonra arkama baktığımda kuyruk üçe katlamış. Saat dokuz oldu, gişe görevlisi yok. (Zaten iki gişe var topu topu...) Neyse,beyefendi teşrif etti de, alabildik biletlerimizi... Zaten hemen bir saat içinde bitmiştibiletler...
Bu arada, bilet kuyruğunda çok eski bir Fenerbahçeli dostumu gördüm. "Mesut hoca sen basketbol maçlarına gelirmiydin ya?" dedim; gülüştük. Ağustos ayında tayini çıkmış Antalya'ya... Yarın Karabük maçını bizde izleyeceğiz, sözleştik.
Hey gidi Mesut hoca! 2005 yılında Belek'te Fenerbahçe futbol takımı kamp yapıyordu. Hollanda'nın Herenven takımıyla hazırlık maçı vardı. Yağmur gökyüzününün karnı yırtılmış gibi akıyordu. Biz 6-7 meczup seraların arasında maçın oynanacağı ve sadece 200 kadar taraftar almaya müsait tahta sıraları olan bir otele ait futbol sahasını bulmuştuk. Yağmur şiddetlenince seralardan birisinden "bulduğumuz" naylonun altına sığınmıştık. Rüzgar savuruyordu. Bir yandan maçı izlemeye çalışıyor, diğer yandan hava şartlarıyla boğuşuyorduk. Çıkışta her yanımızın çamur olduğunu farketmiştik. O gün öğle vakti (Aydın Örs'ün ilk yılı) Fenerbahçe'nin Karşıyaka ile maçı vardı. Atv veriyordu basketbol maçlarını sanırım. Belek'te onlara kafe aratmıştım, ben basketbol maçını izleyeceğim diye, nihayet bir pastaneye doluştuk, bir şartla gireriz diye; "Atv'yi açacaksın." O gün basketbol maçını izlemek için ekipte çırpınan tek kişi bendim. Şimdi sabahın köründe, benden evvel Mesut hocayı kuyruğa girmiş görünce... Gülüştük. Bugün Fenerbahçe Kadın Basketbol takımınında Alanya Belediyesi'yle maçı vardı. Ama nereden baksan iki saatlik mesafe... Alanya maçına gidebilir miyiz diye konuştuk. İkinci devresine ancak yetişebileceğiz. Üstelik çok düşük bir ihtimal olmakla birlikte kapıda kalmakta var. FB Tvde yayınlıyor dedik. Bir yarım saat daha geç başlatsalar kesin giderdik diye konuştuk.
Sabah 09:30 gibi bileti aldıktan sonra eve geçip kahvaltımı yaptım. 11:00 gibi yeniden salonun yakınlarındayım. Park yeri seramonisi filan derken 11:30'da kuyruğa girdik. Her maç bilette yazılı koltuğa oturuyorduk. Bu maçta öyle bir uygulama yokmuş. Kim nereyi kaparsa düzeni... Biz zaten genelde deplasman taraftarına ayırdıkları A Bloktan almıştık. Yine A Bloka oturduk; en ön sıraya... Daha doğrusu ikinci sıra ama güvenlik nedeniyle ilk sıraya kimseyi almıyorlarmış. Dolayısıyla ben en ön sıradaydım. Maçın ilk devresinde Fenerbahçe'nin hücum ettiği potanın tam hizası...
Biz salona girip yerimizi aldığında bizim takımdan sekiz oyuncu ısınmaya çıkmıştı: Kinsey, Lavrinoviç, Erbil, Can Maksim, Kaya, Oğuz topla çalışıyor, Marko Tomas ise egzersiz yapıyordu. Ne Antalyalı basketbolcular, ne de Ömer, Mirsad, Ukiç filan daha gelmemişti. Lavrinoviç ısınma esnasında ne atarsa giriyordu. Herhalde bugün şeytanın bacağını kıracak diye düşündük ama çok iyi bir maç çıkarmasına rağmen şut ritmini yakalama konusunda yine istenen noktada değildi. Oysa ısınırken ne atarsa giriyordu.
Daha sonra takımların ikiside tam olarak salona geldi. Zaten salonda dolmuştu. Bizim olduğumuz köşeye 30-40 kişilik genç bir Fenerbahçeli grup geldi. Biletlerini oradan almışlardı. Ama A Blok dolmuştu. Biz bir arada oturacağız, yerimize geçmek istiyoruz talebinde bulundular. Durum saha komiseri olduğunu sandığım havalı bir bayana iletildi. O da artistlik yapınca ufak bir gerginlik çıktı. Daha sonra sağ köşeye alacak oldular onları ve hep beraber oradan bir yer açıldığı için sol köşeden sağ köşeye geçtiler. Maç boyunca da bir dakika bile susmadılar, şarkı söylediler, tezahürat yaptılar.
Maça gelince... Sadece iki periyot oynadık. İlk periyot biz oynadık, Antalya izledi. İkinci periyot, kısa forvet pozisyonundaki oyuncularımızın (Marko ve Kinsey) gününde olmaması ve özellikle basit top kayıpları yapmaları sonucu Antalya'nın umutlanmasına sebep olduk. O ana kadar sus pus olan Antalya'yı desteklemeye gelmiş seyircilerde umutlandı, havaya girdi. Tabii bu geri gelişle birlikte hakemlerde kontrolü kaybedip saçma düdüklere başladılar. Özellikle bir tanesi vardıki, bizim aleyhimize her şeyi çalıyordu. Yakına gelince ayağa fırladık, ben ve bir kaç kişi: "Sen hiç Euroleague izlemiyor musun, ayıp ayıp, orada Lavrinoviç bloğu koyunca faul, burada bizimkiler dayak yiyor, serbest" filan diye vargücümüzle azarlamaya başladık. Zaten salon küçük olunca... Daha sonra her yanımıza geldiğinde o hakemle uğraştık.
Neyse, 16 sayı önde olduğumuz maçta iki sayı geriye düşünce midemde ülser ağrısı gibi yanmalar başlamıştı ki, Ömer Onan yangın anında camı kırınız gibi imdada yetişti. Sonra Lynn Greer insiyatif aldı. 3. periyodun bir bölümünü biz oynadık, bir bölümünü rakip... Dördüncü periyot ise yine ağırlığımızı koyduk. Diyeceğim, dört periyotta Vivaldi'den bir Dört Mevsim dinlemiş gibi olduk. Nerede bahar geldi, nerede sonbaharın kokusunu duyduk, anlamaya fırsat kalmadı. Mevsimden mevsime girdik. Bu sene Kadın Basketbol Takımının maçları gibi çok inişli çıkışlı bir performans gösterdik. Belli bölümleri sürklase ederken, belli bölümlerde çok aksadık. Ama takımda kimse mücadeleden kaçmadı, çok hata yaptık ama mücadele etmediğimiz söylenemez.
Son periyodun son dakikaları şölen şeklinde geçti. Maç bitimi takıma büyük alkış koptu. Fakat Ömer Onan maç önü olduğu gibi maç sonu da en çok ilgi ve sevgi gören isimdi. Doğrusu bugünde bu ilginin karşılığını fazlasıyla verdi.
Çıkışta birkaç arkadaş "ne diyorsunuz, Alanyaya gidelim mi" dedik. "Zaten bir yarım saate ancak şehir içinden çıkabiliriz, sonra ne kadar basarsak basalım, saat 16'da en fazla Manavgat'ta oluruz, Alanyaya 16:40 gibi girsek bile salonu bulana kadar 17'yi geçer saat; üstelik küçücük salon, gidip kapıda kalmakta var" diye durum değerlendirmesi yapıldı ve evlerimize dağıldık.
Mesaj Yetkileri
- You may not post new threads
- You may not post replies
- You may not post attachments
- You may not edit your posts
-
Forum Rules