Yazmasam olmaz. Tanjeviç'e bugün ilk defa bir selam çaktım. Maçın üçüncü periyodunda bir ara topu Ukiç'e geçireceğiz diye üst üste 24 saniye sürelerini yedik, hatta top kaybı yaptğımız oldu. Yüksek potta topu alan çakılı kazık gibi bekledi; Ukiç gelsin ve topu alsın diye... O ise baskıdan sıyrılamayınca üst üste birkaç hücum heba oldu ve bir anda sanırım dört sayı geri düştük. İşte o dakikalar Tanjeviç'i hatırladım. Herkesin oyun kurucu gibi yeri geldiğinde topu vurup çembere yönelmesini ister, hatta uzunlara bile bu konuda kredi verirdi. Ne kadar oturtabildi, ayrı mesele... Ama beş oyuncudan da yeri gelince oyunu kurmasını beklerdi. Doğruya doğru... Ömrümüzden ömür yedi, saçlarımızı değirmen damına döndürdü ama dediğim konuda kendisine bugün hak verdim. (Tabii böyle bir anlayış, takımı bilmem kaç ay gardsız oynamaya mahkum bırakmanın mazereti olamaz. Solomon'u harcayıp, Marcus Green'e razı olmanın da mazereti olamaz.)