İlk 30 dakika oynadığımız futbolu bir tarafa bırakırsak, son haftaların en kötü topunu oynadık. Açıkçası daha kolay bir galibiyet bekliyordum, ama az kalsın tarihi bir hezimet yaşayacak noktaya geldik. Boks maçı gibi oldu; ilk rauntta Beşiktaş nakavt olmak üzereydi, onun başında saydılar. İkinci rauntta ise bizim için saydılar. Üçüncü rauntun hikayesi ise bambaşka... Kısacası, 90 dakikayı üçe bölersek, 30'ar dakikalık dilimler halinde üç ayrı maç oynandı. Birbiriyle ilgisi olmayan üç farklı maç... Vivaldi'nin Dört Mevsim'i gibi duygular duyguları kovaladı; ilkbaharın cıvıltısına kapılmış giderken, birden sonbaharda hüznün baygınlık derecesini yaşadık.

Rahat bir galibiyet bekliyordum dedim. En büyük güvencem şuydu: Beşiktaş son yıllarda kendi evinde oynadığı yüksek sinir harbi gerektiren, mental açıdan zor ve külfetli hiçbir maçın sonunu getiremedi. Bu bir yetenek sorunu değil, mental bir sorun... İş sinir savaşına dökülür ve bir yerde çözülürler diye bekliyordum. Umduğum gibi çözüldüler ama öncesinde biz çok daha kötü çözülme noktasına geldik. Eğer 3-1 olsaydı, imkanı yok, bizi beşten aşağısı kurtarmazdı. Bereket versin o pozisyona Bobo filan değil, yeni transferleri girdi.

Her iki takım adına eleştirim şu: Oyunun momentumunu büyük bir takımın bu kadar çabuk elinden kaçırmaya hakkı yok. Arkadaş, her ne olursa olsun, maçın kontrolünü kaçırmayacaksın. Aykut hoca takımı maça çok iyi hazırlamış. Ama ilk 30 dakika ipleri eline aldıktan sonra bu kadar çabuk rakibe teslim edilmesine seyirci kalamazsın. O anda birşeyler yapman lazım. Artık oyunu mu yavaşlatırsın, ne yaparsın? Aynı eleştirilerim rakip içinde geçerli... Maçın seyir zevkinin yüksek olması malesef kaliteli futboldan değil, belli bölümlerde her iki takımın da maçın iplerini bütünüyle ellerinden kaçırmış olmasından kaynaklı... Üst düzey bir futbolda böyle kontrolsüz gel git'lere yer yok diye düşünüyorum.

Bu eleştirimin yanında Aykut hocanın olumlu yanını da söyliyeyim. Henüz 90 dakikaya yayılmasa da, belli bölümlerde, sezon başı hedeflediği "rakibi dengesiz yakalayacak, topla hızlı hareket eden oyunculardan kurulu dikine futbolun" izlerini görmeye başladık. Bu sistem adına transfer ettiği oyuncularında ne kadar isabetli olduğu görülüyor. Birde Stoch'u devreye sokabillse...

Emre bugün çok kötüydü. Bereket versin ki Selçuk yine standartlarının üstünde oynadı. Alex ilk 60 dakika yokları oynarken, kader ona maçın kahramanı olma fırsatını verdi ve o yine tarihe geçecek bir maç sonu oynadı. Mehmet Topuz artık gol atmasını yeniden hatırlasa iyi olacak. Gerçi ondan daha kötüsü var; sonradan giren Özer... Ama benim zaten Özer'den umudum yok.

Yobo... Bu çocuğun bonservisini almaz, "altı üstü bir stoper, bu kadar para etmez" diye sezon sonu vazgeçersek, futbol tarihimizin en skandal cinayetlerinden birisini işleriz. Belli olmaz; burası Fenerbahçe... Her işte akıl mantık ararsan, aklını kaybedersin. Ama sağlıklı bir kulüpte bu oyuncuyla şimdiye çoktan anlaşılmalıydı.

Volkan... Mustafa hocanın ifadesiyle: "Rüştü çok gol kurtardı, ama Volkan maçı kurtardı." Teşekkürler. Ama şampiyonluk lafları için daha çok erken... Zaten biz ne zaman o havaya girssek ters tepiyor. Ligin sonunu düşünmeyelim. Sadece Kasımpaşa maçını konuşmaya başlayalım.