Kötü ya da düşük performansları olan takımları yönetmek zevkli, diyen arkadaşlara kesinlikle katılıyorum..
Hayır, olmaz! "Ben kötü takım yönetmem. Ben elit takımları yönetirim!" diyen arkadaşlara da şu yönden katılırım, büyük takımları normal bir kadroyla alırsınız, seneler geçer bir bakmışsınız takımınızdaki tüm oyuncular dünya starı. Büyük takım yönetmenin böyle bir avantajı var..
Neyse.. Konuya dönelim. Ben bir anımı yazmak istiyorum..
Ben bir keresinde daha önceden hiç yönetmemiş olduğum Everton ile başlayayım dedim. Aslında yaptığım yerli transferler sonucunda iyi bir başlangıç yapıp, orta sıralarda yer alırım düşüncesiyle lige başlamıştım.
Lig başladı, ilk 2-3 maç pek iç açıcı oynamadım açıkçası. Neyse dedim, lig uzun maraton, olacak artık.. İlerleyen haftalarda birkaç galibiyet alınca sevinmeye başladım. Ama sevincim pek fazla sürmedi, arka arkaya gelen başarısız sonuçlarla bıkmaya başladım. Ama olsun dedim, yenilmenin de ayrı bir zevki var.. Sonuna kadar pes etmeyecektim. Ligin sonu yaklaşmaya başlamıştı ara transferlerde yaptığım iyi bir transferle arka arkaya 3-4 hafta kazandım. Ligin sonu geldiğinde ise 15. sıradaydım (yanlış hatırlamıyorsam) ve ben buna hiç üzülüp, sinirlenmedim. Sonuçta orta düzey bir takım almıştım ve ilk sezon için pek fazla birşey beklemem doğru olmazdı.
İşte arkadaşlar küçük takımlarla oynamanın böyle bir avantajı da var. Her ne kadarda puan kaybetseniz de üzülüp, sinirlenmiyorsunuz. Ayrıca aldığınız bir galibiyet bile size o kadar haz veriyor ki.. Hem daha sonraki yıllarda performansınız gittikçe iyileşiyor ve siz de elit klüpler arasına giriyorsunuz..
Kısacası hurmet arkadaşım, senin sonuna kadar arkandayız. Umarım ilerde Northampton seçkin klüpler arasına girer, kazanmadığın kupa kalmaz ve istediğin tüm oyuncuları takımına dahil edersin..
Okuduğunuz için teşekkür ederim, biraz uzun oldu..

Alıntılı Yanıtla