1 ile 30 arası toplam 64 sonuç

Konu: Umut BaŞka Bahara

Hybrid View

  1. #1

    Question Sevmeyi Biliyor muyuz?

    “ İnsanların çoğu, kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Kendisini sevilmeye lâyık görmediği için, sevilmekten korkuyor.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için..
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
    Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.”

    W. Shakespeare

    Bir ninniyi kıskandıracak kadar güzel sesiyle çakıl taşları arasından sızıp gelen su, çimenler, dağ çiçekleri, ceylanlar, kuşlar, denizler, yeni doğmuş süt kokan bebekler, güller, toprak, rüzgarda nazlı nazlı devinen yapraklar, ağaçlar, kısacası her şey. Ne yana baksam her şey bana insanları anlatır. İnsanların inceliğini, duyarlılığını, insancıllığını, sevecenliğini ululuğunu, yaratıcılığını, sanatçılığını.


    Dünyada bunca yıkım, kıyım,zulüm,ihanet ve kötülükler olmasına rağmen; yine de insanlar hakkında kötü düşünemiyorum. İnsanları öylesine güzel, öylesine derin, anlamlı, zarif, sevimli düşünüyorum ki; onları güneş gibi sıcak, toprak kadar vefalı, su kadar temiz, çimenler gibi zarif, ceylanlar kadar güzel, kuşlar gibi özgür ve verimli bir toprak kadar üretken ve olgun düşlüyorum.


    Ya güller? Gülleri anlatacak kelime bulamıyorum. O üstün gururlu, minnet nedir bilmeyen; kendinden, güzelliğinden emin güller..... Güller bana daima genç kızları hatırlatır. İnce, hassas, kızararak bakan, soluveren, hemencecik küsen, kırılan; tatlı bir söze, bir gülümseyişe hemen yüreğini açıveren halleriyle, genç kızları hatırlatır... Güller ki; her yaprağı binbir anlam, binbir renk, ahenk dolu.


    İnsanlar silahlar üretseler, sa***salar , cinayetler işleseler, haksız yere bazılarına iftiralar atsalar, açlık ve sefaletin kol gezmesine seyirci kalsalar , intikam peşinde koşsalar ; ırkçılık politikası, kan davası gütseler de, dini bağnazlıklar gibi ilkel davranışlar göstererek beni zaman zaman hayal kırıklığına uğratsalar da; her şeye rağmen insanları güzel düşlemekten kendimi alamam. Çünkü insanları yeryüzünün en değerli varlığı olarak görürüm. Vicdan, adalet, merhamet ve sevgi gibi değerli unsurların yalnızca insanda var olduğunu ve bu unsurların, insanı insan eden ögelerin en başında geldiğini unutmadan yaşıyorum.


    İnsanı insan eden bir diğer öğe ise bilinç ve düşüncedir. Duyguysa, olaylar karşısında ve yaşamda insanların hissettikleri şeylerdir. Örneğin, acı veya sevinçtir.Korku, heyecan, endişe, acımadır. İyilik, dostluk, güzellik, adaletli ve vicdanlı olmak gibi değerler,salt insana özgü bir olgudur. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Aydınlık ve karanlık nasıl biribirinin zıddıysa, iyilik ve kötülük ya da güzellik ve çirkinlik de biribirinin zıddıdır. Ama evrende her şey iç içedir ve beraber yaşar. Karanlık nasıl ki kötülüğü, çirkinliği, körlüğü, cehaleti, zulmü, haksızlığı, adeletsizliği, vicdansızlığı, sevgisizliği, hoşgörüsüzlüğü temsil ediyorsa; aydınlık da iyiliği, güzelliği, bilgiyi,doğruyu, dostluğu, merhameti, dürüstlüğü, adaleti ve vicdanı temsil eder. Unutmayalım ki, tabiatı güneş aydınlatır, insanı da bilgi. Bilgi, eğer iyinin ve vicdanın hizmetinde ise, bilginin hakça paylaşılması, adaletin hayata geçirilmesi mümkün olur. Aksi takdirde haksızlık, vicdansızlık, zulümler ortaya çıkar.


    Yirmibirinci yüzyılda, bilgi çağında yaşıyorken; insanın inancına, diline, kültürüne, bilincine, düşüncelerine, görüşüne ket vurarak, baskı uygulayarak, hakaret ederek bir yere varmaya çalışan sırtlanları anlamakta ve anlatmakta güçlük çekiyorum. Tertemiz bir suyu b****dırmak ne kadar kolaysa, bir insanı dininden, inancından, renginden, dilinden, tipinden, ırkından, dünya görüşünden dolayı hor görmek, aşağılamak, iftira atmak da o kadar kolaydır. Zor olan; insanı, insan olduğu için sevebilmekte, onun bize benzemeyen yanlarını hoş görebilmektedir.İnsan gibi sosyal bir varlığa da zor olan yakışır.


    Öyleyse
    Önemli olan insana saygı duyabilmek, insanca yaşamayı ve yaşarken de paylaşmayı öğrenebilmektir. Dünyada her insanın yaşam hakkına saygı duymayı, insanları anlamayı ve en önemlisi de hoşgörüyle bakmayı öğrenmek, onların hakkını da kendi hakkıymış gibi savunmak, insan olmanın gereğidir. İnsanları diğer canlılardan ayıran özellikler de bunlar olsa gerek…Bu gereği yerine getirmek, son derece hassas ama bir o kadar da basittir. İlk bakışta zor görünse de.

    Ama ne yazık ki sırtlanlar, gün aydınlığını sevmezler. Güzellikler onların meselesi değildir. Onların gülistanı çirkinliklerdir. Nefrettir, kindir, düşmanlıklardır. Onların hiç kimseye merhameti, sevgisi, saygısı olamaz; hatta kendilerine bile. Yürekleri, beyinleri, kan, kin ve nefretle doludur. Erdemleri, namus anlayışları, o insanların bacakları arasındadır. Buna bağlı olarak beyinleri ve yürekleri de, namus anlayışları kadar kirlidir.


    Bence bu dünyada ihtiyacını duyduğumuz ve muhtaç olduğumuz en önemli şey sevgi, dostluk ve hoşgörüdür. Küçücük bir tebesüm ve tatlı dil, karşımızdakine verebileceğimiz en güzel hediyedir. İnsanlar sevmeli, şartlar ne olursa olsun sevmesini bilmeli. Hayata hoşgörü ile bakılınca, olaylar yumuşuyor. Bunu hepimiz biliyoruz mutlaka, ama yine de hoşgörüyü söylemeliyiz biribirimize, hatırlatmalıyız. Çünkü yaşamın tadı ayrıntılarda gizlidir, yaşamak sevmektir, hissetmektir, anlamaktır.


    ” Bir kızılderili dede ile torunu evlerinin önünde oturmuş, biraz ötede boğuşan biri siyah diğeri beyaz iki köpeği seyrediyorlarmış. Torunu sormuş:

    " Neden iki tane köpek besliyorsun?

    Dede yanıtlamış:

    “ Onlar benim için iki simgedir evlat. İyilik ve kötülüğün simgesi... İyilik ve kötülük de içimizde böyle sürekli mücadele eder durur."

    Torun sorar:

    “ Peki, sence hangisi kazanır mücadeleyi?”

    Bilge reis derin derin gülümser ve der ki:

    “ Hangisi mi evlat?...... Ben hangisini daha iyi beslersem o kazanır...”


    Sevgi, insanlara bağışladığımız bir duygu, bir armağan. Bu yüzden bazen tek taraflı da olabiliyor ve bu yüzden bunu hiç tanımadığımız insanlara da bahşedebiliyoruz.


    Severek yaşamak güzeldir, severek yaşamanın güzelliğini ve önemini farkedenler de güzeldir… Dünyada bir şey olabilmenin ötesinde çok daha önemli bir şey var aslında; o da insan olabilmek. İnsan olabilmenin ilk koşulu ise; yüreğinde sevgi taşıyabilmektir. Yoksa kim olduğumuzun, nereden geldiğimizin, hangi ülkenin pasaportunda adımızın yazılı olduğunun ne önemi var! Bu dünyada, sadece insan değil miyiz? Bu dünyada senin, benim yaşama hakkımız olduğu kadar, herkesin yaşama hakkı var. İnsan dediğin odur ki; nerede ve kime yapılırsa yapılsın, birine yapılan zülmü, haksızlığı, vicdansızlığı, her zaman yüreğinde hissedebilsin, bunu kendisine yapılmış gibi görebilsin..


    Öyleyse Türk - Kürt, Alman – Rus yada Müslüman - Hıristiyan olmanın ne önemi var, söyler misiniz? Aslolan- hepimize bir hayatın bahşedilmiş yada armağan edilmiş olması değilmidir?


    "Allah'ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken...
    Biz kim oluyoruz da insanlari birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle... Yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!” diyor Dale Carnegie...


    Herman Hesse de diyor ki:" Ben vatanseverim ama, önce insanım. Her ikisinin bir arada yürümediği yerde daima insana hak veririm.”


    O halde, neden başkalarının bizden farklı yanlarını değil de, biraz da bizimle ortak yanlarını bulup ortaya çıkarmaya çalışmıyoruz? Sonradan yaratılan ve dayatılan dil, mezhep, ırk, tarikat, kültür, bölgecilik, şeyhlik, aşiretcilik gibi kavramlar yüzünden çıkan sa***lara, katliamlara, haksızlıklara karşı durmuyoruz? İnsanlığın ortak değerleri olan hoşgörü, sevgi, saygı, barış, özgürlük, bireysel hak, adalet gibi evrensel değerlere inanmakta, kim ne zarar görebilir? İnsani duygulardan yoksun ve insanlıktan nasibini alamamış sırtlanlardan başka, kim bu ortak değerlere karşı çıkabilir?


    Yılgınlıkların, yorgunlukların damarlarımızda dolaşıyor olması bizi bıktırmamalı, yıldırmamalı; bizi insani değerlerden uzaklaştırmamalı. Bedenimizde, sevgiye açık bir yüreğimiz olduğunu unutturmamalı. Çünkü bize, herşeyden önce yüreğimiz gerekli. Sevgiyi görmek ve duvarını örmek, sevgiyi çevremize sunmak için, önce yüreğimiz gerekli bize. Bozgunlardan ve sevgiyi kirleten yozluklardan yılmamak için, korkmamak için bize sadece yüreğimiz gerekli.


    Düşüncelerimiz, yargılarımız, önyargılarımız; o yakıcı ve yıkıcı yıldırımların beynimize ulaşmaması için ne kadar barajlar, dalgakıranlar, duvarlar inşa etse de, ne kadar tarihsel, kültürel ideolojik gündelik paratonerimiz olsa da, bir yerden sonra, en azından şöyle kendi yüreğimizle başbaşa kaldığımızda , eminim bu gerçeği anlarız.Bir kez olsun, biz de yürekten o soruları sorarsak kendimize, mutlaka anlarız sevgini gücünü. Ya da en azından sormak durumunda kaldığımızı varsayarsak, anlarız...


    Yaşama dair bir kaç söz de Goethe’den:
    ”Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır…
    Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur…
    Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur…
    Etrafınıza bakmaya zaman ayırın ,günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır…
    Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur”

    Ve diyorum ki:

    Anlatacak bir şeylerin varsa yarınlara
    Okunmamış bir kitap
    Söylenmemis bir söz
    Yapılmamış bir resim gibi
    Sevgi üstüne, barış üstüne, kardeşlik üstüne
    Durma kardeşim.

    Bir gül yaprağının ürpertisini duyabiliyorsan yüreğinde
    Yaşamın güzelliğini, sevmenin inceliğini kavrayabiliyorsan
    Ve varabiliyorsan dostluklarin yüceliğine
    Korkma hiç bir yıkımdan, yüreğini ortaya koy

    Çünkü sen insansın
    Yeni bir şeyler bul kardeşim, yeni şeyler
    Yeni güzellikler, yeni sözler, yeni sesler
    Yazılmamış bir şiir
    Takılmamış bir ad
    Yakılmamış bir türkü
    Yaşanmamış bir sevda gibi

    Nuri CAN

  2. #2

    Default

    tolga saolasında biz millet olarak okumayı pek sewmeyiz.. ama sen ısrarla roman gibi yazılar koyuyosun ehehe ben okumadm ama sen koydysan güzeldir.. sAOL.... : ) ( laa ne yüzzüzüm .. )

  3. #3

    Default

    Quote Originally Posted by from_edi
    tolga saolasında biz millet olarak okumayı pek sewmeyiz.. ama sen ısrarla roman gibi yazılar koyuyosun ehehe ben okumadm ama sen koydysan güzeldir.. sAOL.... : ) ( laa ne yüzzüzüm .. )
    ediz bu yazı en fazla 10-15 dakikanı alır....ama okuyup okumamak sana kalmış bişey diyemiycem....(yazın değişik içerikli olan romanları okuyosun ama.

  4. #4
    Nesil
    2006
    Yer
    şişli
    Yaş
    45
    Mesajlar
    84

    Default

    paylaşım için saol
    ama itiraf ediim ilk satırları okudum

  5. #5

    Default

    Quote Originally Posted by Enjoy
    ” Bir kızılderili dede ile torunu evlerinin önünde oturmuş, biraz ötede boğuşan biri siyah diğeri beyaz iki köpeği seyrediyorlarmış. Torunu sormuş:

    " Neden iki tane köpek besliyorsun?

    Dede yanıtlamış:

    “ Onlar benim için iki simgedir evlat. İyilik ve kötülüğün simgesi... İyilik ve kötülük de içimizde böyle sürekli mücadele eder durur."

    Torun sorar:

    “ Peki, sence hangisi kazanır mücadeleyi?”

    Bilge reis derin derin gülümser ve der ki:

    “ Hangisi mi evlat?...... Ben hangisini daha iyi beslersem o kazanır...”
    Özellikle bu hikaye harika.

  6. #6

    Default

    enjoyyy güzell

  7. #7
    Nesil
    2005
    Yer
    İstanbul / Samsun
    Yaş
    33
    Mesajlar
    11,543

    Default

    offf bende okuyamadım baya uzunmuş kusura bakma sen bunla kitap yazarsın bea bu arada ben sevneyi bilmiyorum mesela kızlarla her dönem başkabi kızla çıkıyorum
    ultrAslan UNI ! ultrAslan UNI ! ultrAslan UNI !

    Bir forum aktifliğini kaybettiği zaman üyeler gider, adamlar kalır. | Pavel Nedved

Mesaj Yetkileri

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •