kupa hala Beşitaş'ta.
kupa hala Beşitaş'ta.
Eğer adaletsizlik karşısında tarafsız kalıyorsanız, zalimin tarafını seçmişsiniz demektir.
Başkan Ünal Aysal’dan Açıklama
Sayın Hayri Kozak’ın 29 Ağustos Pazartesi Günü Radikal Gazetesi’nde yayınlanan söyleşisiyle ilgi olarak Başkan Ünal Aysal’ın Galatasaray camiasına yaptığı açıklama:
“Galatasaray’ın futbolumuzdaki şike olayları konusundaki duruşu ne yazık ki Divan Kurulu üyemiz, eski yöneticimiz Sayın Hayri Kozak tarafından tamamen yanlış yorumlanmıştır. Medyamız da dahil bir çok kesimin “her iltifat edeni dost, her doğruyu söyleyeni düşman” olarak gördüğü bir ortamda bu tür yanlış anlaşılmaları artık yadırgamıyoruz.
Sayın Kozak muhtemelen uluslararası medyayı ve uluslararası futbol camiasını, FIFA ve UEFA’nın şike konusuyla ilgili hassasiyetini, hatta Türkiye’de olup bitenleri dikkatle takip etmedikleri için, söyleşide yer alan bir çok yanlış hüküm ve kanaati karşısında bazı gerçekleri hatırlatma ve konuyla ilgili bilgileri güncelleme gereğini duydum.
1. Farkında Olunmayabilir Ama Dünya ve Türk Futbolu Uzun Bir Süredir Gözetim Altında
Şike soruşturmaları uzun bir süreden beri FIFA ve UEFA’nın gündeminde en üst sırada yer almakta. Sepp Blatter, özellikle Antalya’da 2009’da yapılan uluslararası turnuva sonrasında ortaya çıkan şike dedikoduları üzerine 9 Mayıs 2009’da yaptığı konuşmada FIFA’nın yeni “anti-corruption” programına 17,5 milyon poundluk ek bir bütçe ayırarak bu konudaki mücadelesini pekiştireceğini açıklamıştı. Aynı konuşmada Blatter: "Şike olayları sporun temelini oluşturan fair-play, saygı ve disiplini sarsmaktadır. Bu nedenle FIFA bu değerlere tecavüz edilmesi karşısında sıfır tolerans prensibini benimsemiştir” diyerek uluslararası futbol organizasyonlarının hassasiyetini açıkça dile getirmişti.
20 Kasım 2009’da, Şampiyonlar Ligi de dahil olmak üzere 12 Avrupa Ligi ile ilgili şike soruşturmalarının başlatılması üzerine bu kez UEFA Başkanı Michel Platini “Avrupa futbolundaki her hangi bir sahtekarlığa sıfır toleransla yaklaşacağız. UEFA, ilgili mahkemelerden bu işlere karışan kişi, kulüp ya da yetkilinin kim olduğuna bakılmaksızın en ağır cezayı vermesini talep edecektir” diyerek bir kez daha futbol camialarının dikkatini çekmişti.
UEFA’nın aynı toplantısında Disiplin Kurulu Başkanı Peter Limacher, “şike olaylarının Avrupa futbolunu vuran en büyük olay” olduğunu belirtmiş ve “şimdi bu işlere karışan hakemler, oyuncular ve yetkililerin adalet önüne çıkarılmaları için elimizden gelen her şeyi yapacağız" açıklamasını yapmıştı.
24 Mart 2010’da BBC muhabirlerinden Jonathan Head “Türk futbolunda uzun yıllardan beri şike söylentileri dolaşmakta ancak bu konuda herhangi bir yasa olmadığı için tevkif gibi olaylara pek rastlanmamaktadır” diye yazmış ve Türk futbolundaki yaraya dikkat çekmişti. O günlerde aralarında İBB sportif yöneticilerinden eski sporcumuz Arif Erdem’in de yer aldığı soruşturma dalgasını hatırlayacaksınız.
Daha pek çok olay ve dedikodunun uluslararası arenada yer aldığını düşünürsek Türk futbolunun son dönemde neden yakından izlendiği ve neden Nisan 2011’de ilgili yasanın devreye sokulduğu daha iyi anlaşılır.
2. Şike İddiaları Bir Ülke Futbolunu En Fazla Tehdit Edebilecek, Tehlikeye Atabilecek Olay Haline Gelmiştir
FIFA ve UEFA’nın böylesine hassas olduğu, Türk futbolunun kaçınılmaz olarak yakından takip edildiği bir dönemde tüm dünya gibi bizler de tüm ulusal ve uluslararası basın organlarında yer alan bir haberle geniş bir savcılık soruşturmasının başladığına tanık olduk. 3 Temmuz’daki operasyonun ardından haberler, telefon konuşmaları, bir takım fotoğraflar peş peşe medyada yer aldı.
Son dönemde sadece internet dünyasında “Türk futbolunda şike” konulu Türkçe haber sayısı 7 milyon 322 bini buldu, aynı konuda İngilizce yayınlanan haber sayısı da 522 bin.
FIFA ve UEFA’nın konuyla ilgili duruşunu izleyen herkes bu süreçte en tehlikeli tavrın umursamazlık, olayları yokmuş gibi kabul etmek olduğunu bilir. Alman Futbol Federasyonu Başkanı Theo Zwanziger’in Alman Liglerindeki şike olayları karşısında “hızlı hareket edeceğiz ve hiç bir şey halının altına süpürülmeyecektir” açıklaması (21 Kasım 2009) ve UEFA’nın bu tavır karşısında takdirlerini ifade etmesi hatırlardadır.
Galatasaray Spor Kulübü’nün ve kişisel olarak benim açıklamalarımı dikkatle okuyanlar göreceklerdir ki, Galatasaray Spor Kulübü olarak ilk günden beri TFF’nin alacağı kararları hiç bir surette etkilemeye çalışmadık. Tüm endişelerimiz ve uyarılarımız, karar almamanın çok kötü sonuçlara gebe olduğuna dikkati çekmekten ibaretti. Yine ilk günden itibaren soğukkanlılığımızı koruma ve rekabet duygularıyla hareket etmeme çağırılarını biz yaptık. TFF’ye “karar alın, alacağınız kararı desteleyeceğiz” sözünü biz verdik. Rekabet, fırsatçılık, bu ortamdan çıkar sağlamak aklımızın ucundan bile geçmedi.
Türk futbolu büyüktür çünkü Türk futbolunun Galatasaray’ı, Fenerbahçe’si, Beşiktaş’ı, Trabzonspor’u vardır. Onların olmadığı bir rekabet, sporun ruhuna aykırıdır.
Yukarıda bir kaç örneğini verdiğim son derece önemli nedenlerle karar almamanın karşımıza bir karar olarak çıkmasına tepki verdik. TFF’nin “Ligleri ertelemiyoruz, iddianameler elimize geçinceye kadar bir karar almayacağız” ve ardından etik kurulunun incelemesinden sonra “yeterince ikna olamadık” tavrına Türk futbolunu daha büyük tehlikelere sürükleyebileceği için karşı çıktık. Ve ne yazık ki, haklı çıktık.
Biz parmağımızı kesmekten çekinirsek dışarıdan gelip kolumuzu keserler dedik, kestiler. Daha da kötüsü, kendimizi yönetemez duruma düşeriz, inisiyatif elimizden alınır dedik, aldılar. Zamanlamasını göz önüne aldığınızda “Bu ateş üflemekle sönmez, çözüm zamana yayılamaz” açıklamamızın ne denli yerinde ve erken bir uyarı olduğu, örneğin süreç sonuçlanıncaya kadar yapılacak bir kupa iadesinin ya da bu tarz geçici bir tedbirin bile bu noktaya gelmeyi ne denli önleyebileceği ortaya çıkar.
3. Ne Yazık ki Süreç Bitmedi, Yeni Başlıyor
29 Ağustos’ta FIFA Güvenlik Kurulu Başkanı Chris Eaton medyamızda fazla yer bulmayan bir demeç verdi ve “Türkiye’deki şike olaylarının uluslararası bağlantıları olduğuna ilişkin elimizde deliller var” dedi.
Bu derhal FIFA yetkilileriyle görüşüp, gerekenleri yapmamız için büyük bir uyarı. Niyetlerimiz konusunda oluşan kuşkuları ortadan kaldırmak için aynı zamanda da büyük bir fırsat. Umarım bu kez çabuk hareket eder, işi zamana bırakmayız.
4. Mesele Fenerbahçe, Beşiktaş ya da Bilmem Ne Spor Meselesi Değildir, Mesele Türk Futbolu hatta Türk Sporu Meselesidir
Sayın Kozak’ın tespiti doğru, Fenerbahçe’siz bir lig bize de heyecan vermez. Yayıncı kuruluş ve dolayısıyla biz de dahil tüm Süper Lig kulüplerimizi maddi zarara uğratır. Takdir edersiniz ki, özellikle hiç de iç açıcı bir mali yapı devralmamışken bunların farkında olmamamız düşünülemez. Ama Galatasaray Spor Kulübü’nün etik anlayışı, suçun – eğer işlenmişse - kimin tarafından işlendiğine bakmaksızın aynı duruşu sergilemeyi gerektirir. Biri ezeli rakibimiz, bir diğeri küçük takım ayırımı yapmayız, yapamayız.
Bütün spor camiasının şunu bilmesini isterim; biz Galatasaray Spor Kulübü olarak, ne Fenerbahçe’nin, ne başka bir kulübün ne de herhangi bir kişinin suçu kanıtlanmamış iken suçlu muamelesi görmesini istemeyiz ve yasaların bize verdiği izin içinde buna karşı çıkarız. Bu olaylar rakiplerimizin değil de bizim başımıza gelseydi, onların da böyle düşüneceğine inanırız. Biz, futbol dünyamıza üyesi olduğumuz ailemiz olarak bakıyoruz. Kim olursa olsun ailemizin bir üyesinin çektiği acı ve üzüntü, uğradıkları haksızlık bizi büyütmez. Zaman ezeli rakiplerimizin, aynı zamanda ebedi dostu olduğumuzu da gösterecektir.
Eğer Sayın Kozak’ın bize karşı eleştirileri “fazla yumuşaksınız, daha dik durun” şeklinde olsaydı, duruşumuzu gözden geçirme gereğini duyardım ama bu duruş yüzünden Kozak’ın ifadesiyle “Türkiye Liglerinin doğal lideri olma fırsatını kaçırıyorsak” etik anlayışımızdan taviz vereceğimize “doğal liderliği” kaçıralım gitsin derim.
Sayın Kozak söyleşisinde Galatasaray’ın da bir zamanlar şike olayına karışmış olabileceğini ima etmiş. Doğrusu işlerimin yoğunluğu nedeniyle ve henüz o tarihlerde kulüp üyesi olmadığım için gelişmeleri yakından takip etmemiştim. Ama bu konuda bilgisi ya da belgesi olan varsa hemen ortaya çıksın diyebilecek kadar kendimize karşı da dürüst olduğumu belirtmek isterim.
Ben, böyle bir anlayışın liderliğini yapmak için oylarınızı istedim. Yanlış bir intiba verdiysem kusura bakmayın.
Ünal Aysal
Başkan
Galatasaray Spor Kulübü
Ahmet Cakarda tweetlemeye basladi, vahi geldi adama galiba
http://www.youtube.com/watch?v=Vx1Qi8liqY4
adam ironik beyler.
İroni ile ne alakası var? Durum erman toroğlunun anlattığı kadar komik ve doğru.
MAA biz de anlamadık trabzonun katılmasını. bu UEFA'nın tasarrufudur demişti. al bi' de burdan yak![]()
Eğer adaletsizlik karşısında tarafsız kalıyorsanız, zalimin tarafını seçmişsiniz demektir.
bence bu olayin icinde siyasi parmak var.. bana uefanin böyle bir sacmalik yapacagi acikcasi komik geliyor hadi a.y. hapiste diye feneri ihrac ettiler fakat ayni sorusturmada adi gecen üstelik baskanina yurt disi yasagi konulan trabzonu ne diye kabul etsinler? tff siyasilerin müdahalesiyle feneri sampiyonlar ligine göndermedi onun yerine trabzon gönderildi top uefa ya atildi fakat geri tepti tff cok zor durumda kaldi bana göre.. maa federasyonunun ömrü pek uzun olmaz en fazla 1 sezon dayanabilirler..
Bir kaç gündür ilginç gelişmeler oluyor, şike suçu sabit görülen takım düşürülmesin kurumlar ve kişiler ayrılsın tarzı düşüncüler ortaya atılıyor belirli kesimlerce ve buna yönelik kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Hayret ediyorum bu duruma. Şike yapılmışsa suçu sabit görülmüşse tabii ki cezasını çekecek kulüp. Üzerine ödül verilecek değil. Söz konusu yasada yapılması gereken tek değişiklik olabilir, şikeye adı karışan insanlar hapise girmesin, para cezası ve spordan ömür boyu men edilsin. Ne adamlar dışarda geziyor bir yolunu bulup, bu ceza ağır. Ancak kişiler ve kulüpleri tamamen ayrıştırmak mantıksız ve imkansız bir düşünce. Galatasaray dışındaki bütün takımların bunu kabul ettiği yönünde haberler var, umarım asılsız ve yalandır.
Kulübümüzden daha önce yapılan açıklamalarda bildirilmiş olduğu üzere, 2011/2012 sezonu Şampiyonlar Ligi’nden ihraç edilmemiz ile sonuçlanan gelişmelerle ilgili olarak, Av. Emin ÖZKURT ve Av. Jean-Louis DUPONT tarafından yürütülen hukuki çalışmalar neticelendirilmiş olup, vekillerimiz aracılığı ile Fenerbahçe Spor Kulübü adına, 1 Eylül 2011 tarihi itibarıyla Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi CAS’da, UEFA ve Türkiye Futbol Federasyonu aleyhine dava açılmıştır.
Fenerbahçe Kulübü olarak davamızı, söz konusu ihraç kararı nedeniyle yaşadığımız maddi kayba istinaden ve fazlaya dair haklarımız saklı kalmak üzere, şimdilik 45.000.000 Avro talepli olarak açmış bulunmaktayız.
Dava dilekçemizde, sözünü ettiğimiz zararımızı en aza indirmek maksadıyla CAS’dan, Şampiyonlar Ligi’ne yeniden dâhil edilmemize ilişkin bir geçici tedbir talebimiz de söz konusu olmuştur.
CAS Sekretaryası aracılığı ile gönderilen 2 Eylül 2011 tarihli dilekçede, tahkim sürecinin resmen başlatıldığı taraflara bildirmiştir. Sözü edilen bildirim yazısında, davalı taraflar olan UEFA ve TFF’den, 6 Eylül 2011 günü gece yarısına kadar, talep olunan geçici tedbir talebine dair cevaplarını yazılı olarak iletmeleri istenilmiştir. İş bu geçici tedbir talebimiz ile ilgili olarak CAS’ın önümüzdeki hafta sonuna kadar bir karar vermesi beklenilmektedir. Herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebep olmamak adına özellikle belirtmek isteriz ki, tedbir talebimizin görüşülmesi, ana davamızın görülmesinden ayrı bir konudur. Açmış olduğumuz davamız, tedbir talebine ilişkin çıkacak ara karardan bağımsız olarak CAS’da görülmeye devam edecek olup, bu çeşitli aşamaları olacak hukuki bir süreçtir.
Netice itibarıyla, Kulübümüzün haklarını her türlü yasal mecrada kararlılıkla aramayı sürdüreceğimizi taraftarlarımızın ve Türk spor kamuoyunun dikkatine sunar, yaşanacak gelişmelerle ilgili sağlıklı bilgilendirmenin internet sitemizden yapılmaya devam edeceğini bu vesileyle bildiririz.
Saygılarımızla,
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
çıkıp şeffaflık var diyenlere bak(!) ilginç.. tff diyor: biz almadık uefa diyor: siz aldınız
bu açıklamalar sadece bursaspor un değil; şu an fenerbahçe nin açtığı davada da büyük koz olacak fenerbahçe için. hiç aklımın ucundan geçmiyor şampiyonlar ligi kurasının iptal olması ama nedeni sadece TÜRK takımı oluşumuzdur.
Eğer adaletsizlik karşısında tarafsız kalıyorsanız, zalimin tarafını seçmişsiniz demektir.
Futbolda şike iddiaları kapsamında tutuklu bulunan Bülent Uygun, yazdığı mektupta hakkındaki iddiaları reddetti
Eskişehirspor'un eski Teknik Direktörü Bülent Uygun, hakkındaki suçlamalara isyan etti. Uygun, polisleri emekli masör Mehmet Yenice’nin bagajındaki parayı 'şike parası' diye göstermekle suçladı.
Yazdığı mektupta, "Bakıyorsunuz ortada para-pul yok. Bana sorulan 150 evin bulunduğu sitenin önünde sen ne yapıyordun? Ya da dostlarımla şehir merkezinde neden yemek yedin?" diye sordu. İşte Uygun'un mektubu:
TAK-TAKIŞTIR TAKTİĞİ
“Bizler susmayı tercih ettikçe birileri medyalarda cirit atıp at koşturdular. Yargısız infazı kimse konuşmadı ama yapılanın yargısız infaz olduğunu sadece Allah ve bizler bildik. Maalesef üzerimize öyle bir elbise giydirildi ki; bazen kes-yapıştır, bazen tak-takıştır taktiğiyle öyle şeylere maruz kaldık ki, sinirden ne yapacağımızı şaşırdık. Ondandır ki; “söz gümüş ise sükut altındır” atasözümüzü uygulayıp zamanı gelince, canlı yayınlarda herkese gereken lafları yedireceğimden kimsenin şüphesi olmasın.”
"BU OYUNUN ADI KODES"
“Ben celladına aşık olmuş bir adamım. İndireceği anı bilmeden, giyotin etrafında dolaşan, bıçağı düşürecek, ipi kendi elinde tutan bir beşerim. Üstadın Bıkkınlık ya da korkudan değil, üstümüze atılan iftiralardan kan kusuyoruz. ‘Kodes’ oyununu oynuyoruz. Bu oyunda emniyetimiz suçu önleyen değil, teşvik eden olmuştur. Güya buldukları paraları ‘biri bizi gözetliyor’ gibi kameraya çekmişler, sonra serbest bırakıp gitmişler ya da 10-15 yıllık dostlarla yemek programı çekmişler, sonra da bu yemeklerde ‘tahmin ediyoruz, öyle düşünüyoruz, bizce böyledir’ deyip 19 maçta şike olduğuna hakim gibi karar vermişlerdir. Yetmemiş çete, silah ve tehdit var demişler, hatta fuhuşa aracılığa kadar kes yapıştır, tak takıştır tapeleriyle herkesi idam etmişler.”
"KAMERA ŞAKASI GİBİ"
“Şubatta polis, tem gişelerinde Ankara’dan gelen emekli masör Mehmet Yenice’nin bagajındaki parayı kamera şakası çeker gibi görüntüyü alıp, serbest bırakıp sonra da ‘bu para şike veya teşvik parasıdır’ diye iddia edip ithamda bulunacak olan dünyada bir tek bizim organize suçlar şubemizdir. Soruşturmayı yürüten sayın savcımızı Fenerbahçe’de yediği yemek sebebiyle “beleşçi” yapan zihniyet ile 10 yıllık dostlarımızla görüşmemizi ya da yemek yememizi şikeye bağlayan, Eskişehir-Fenerbahçe maçı oynanırken, maçı sattığımı anladığını söyleyen müneccim zihniyet acaba hangi düşünce yapısındadır? Bu operasyonda 8 aydır beni dinleyip takip edenlerin sayesinde tek sevindiğim taraf, ne Olgun Aydın ile ne de Fatih Akbaba ile ne de bir başka menacer ile ortaklığımın olmadığının ve hiç kimse ile ortak olarak bir transfer yapmayıp kulübümün parasını kullandığımın ortaya çıkmış olmasıdır.
"ORTADA PARA-PUL YOK AMA"
“Eskişehirspor’u küme düşme hattından alıp sözleşmeme ligi ilk 5 içinde bitirme primi (750 bin TL) koydurup, yine sözleşmem gereği takıma verilen primden hariç galibiyet başına 30 bin TL ekstra prim alırken, 2 maçı da kazanıp takımımızı Avrupa’ya götüren hoca olacakken, ‘20-25 bin TL teşvik primi almışsındır’ mantığı ne kadar doğru bir düşünce ürünüdür? Bakıyorsunuz ortada para-pul yok. Bana sorulan 150 evin bulunduğu sitenin önünde sen ne yapıyordun? Ya da dostlarımla şehir merkezinde neden yemek yedin? Ya da Sezer ve Alper’in transfer konuşmalarındaki sözlerinin, herkese Bülent hoca diye dikte ettirilip üzerime suç atılmaya çalışılmasına ne diyebilirim ki?”
İnternethaber
Fenerbahçe Cumhuriyeti
Taraftarlar da maçlarda şike ile ilgili tezahürat yapamayacakmış.Yaparlarsa küfürlü tezahürat olarak değerlendirilip ceza verilecekmiş.Saçmalığın daniskası.
Allah'ım sen nelere kadirsin.Sanki önceden hiç şike tezahüratı olmadı.Aynen dediğin gibi saçmalığın daniskası.
Mutluluk sadece paylaşıldığı zaman gerçektir. - Alexander Supertramp
Almanyanın Der Spiegel dergisi internet sitesinde ilginç bir analize yer verdi. Türk futbolunun devlerinden Fenerbahçenin şike ve manipülasyonla sarsıldığı belirtilen analizde kulübün geleceğinin büyük bir belirsizliğe sürüklendiği ve tüm bunların arkasında siyasi bir gücün olduğu vurgulandı. İŞTE O YAZI;
Burada sadece futbol oynanmıyor
Türk futbolunu domine eden Fenerbahçe‚ eşi benzeri görülmemiş şike skandalıyla sarsıldı. Sezonun başlamasına kısa bir süre kala geleceğine dair hiçbir fikri yok. Taraftarları‚ yaşanan süreci bir komplo olarak görürken‚ gözlemciler Kulüp başkanının tutuklanmasında siyasi güçlerin etkisi olduğunu düşünüyor.
Bir an için Türk futbolu herşeyi unutup Kazakistan maçında yine kenetlendi. 96 dakika oynanan Avrupa Şampiyonası grup eleme maçında Kazakistana karşı 1-1 devam eden karşılaşmayı yine bir zafer öyküsüne dönüştürmek için uğraşan Türkler‚ aradığı golü son dakikada rakip kaleye 18 metre mesafeden kullandığı atışı gole çeviren orta saha oyuncusu Arda Turanla buldu.
Türkler bir kez daha başarmıştı. Yazıları yazılan maçı bir kez daha son saniyede çevirmeyi başardılar. Bu gol bir an Euro2008de son dakika golleriyle dikkat çeken olağanüstü Milli takımı anımsattı. Arda Turanda bu golüyle Türk futbolu üzerindeki gölgeleri bir anlığına olsa bile araladı.
Ama bu rahatlama sadece birgün sürdü. Gazetelerde yine manşetlerini yine Türk-İsrail anlaşmazlığı‚ Kürt sorunu gibi meseler kaplarken‚ futbol yorumcusu Bağış Erten şike skandalının bulaştığı Türk Futbolunun temizlenmesi yıllarca sürebilir. Türkiye Süper ligi yani Türkiyenin birinci futbol liginde yaşanan şike skandalı.
Hiçbir kurum Fenerbahçeden büyük değil..
En az 19 maçta hakemlerin ve futbolcuların şike yaptığı iddia ediliyor. Olayların merkezinde ise İstanbul takımı Fenerbahçe ve onun başkanı Aziz Yıldırım.
İnanılması zor bir şekilde Fenerbahçe..Türkiyede hiçbir kulüp Fenerbahçeden büyük değil. Türkiyenin kurucusu Atatürk‚ bu kulübün taraftarı. Şimdiki başbakanda taraftarı. UEFAnın Savcıdan aldığı bilgilere istinaden baskı yaptığı Türkiye Futbol Federasyonu‚ Fenerbahçeyi Şampiyonlar Liginden men etti. Kulübün‚ alınan bu karar ve uygulamaya karşı Uluslararası Spor Mahkemisine dava açmasına rağmen sezonun başlamasına birkaç gün kala geleceği hakkındaki belirsizlik sürüyor.
Kızgın Fenerbahçe taraftarı geçen haftalar içinde İstanbulda yürüyüşler düzenledi. Boğaz Köprüsünde trafiği felç etti ve ateş yaktı. Haksızlığa uğradığını düşünen taraftarlar‚ olayların komplo olduğunu düşünüyor. Kendileriyle beraber birçok kulübün hatta ezeli rakipleri Beşiktaşın bile suçlandığını ancak sadece Fenerbahçenin cezalandırıldığını düşünüyorlar.
Aziz Yıldırım bunu toplumdaki etkisini arttırmak için kullandı. Yıllar boyunca Türk futbolu içinde dönen yolsuzluk ve rüşvet iddiaları gündemdeydi. 2005 Yılında Türk parlementosu futbolda şike olaylarını ve yasadışı bahis olaylarını araştırması için bir komisyon kurdu. Ahmet Dinçer‚ Antalyaspor eski Teknik Direktörünün kendisine teklif edilen rüşvet parasında dokuz veya on kulübün dahil olduğu itirafından yola çıkan komisyonun Başkan yardımcısı Ahmet Ersinin Mevcut bilgilere göre futbol mafya için bir cennet açıklaması dikkat çekici.
Politikacılar bugüne kadar yaşananları kamufle etti. Peki şimdi niye kamufle etmiyor?
Fenerbahçe başkanı Yıldırım herhangi birisi değil. Vefat eden dayısı Faruk Yalçın‚ Forbes dergisinin dünyaya hükmeden 1000 zengin listesinde yer alıyordu. Yıldırımda inşaat firması sayesinde özellikle yaptığı askeri üslerle milyonlar kazanıyor. Zengin olmak onu hiçbir zaman hoşnut etmedi. Dayısı özel bir hayvanat bahçesiyle meşgul olurken‚ Yıldırım güçlü olmayı düşündü. Türkiyede ise güce giden en kestirme yol futboldu...
1998 yılında Fenerbahçeye başkan oldu. Mağazalar zinciri‚ kulübü borsaya açma‚ kendi televizyon kanalını kurması ve çalışmalarıyla Fenerbahçeyi tek başına ayakta duran bir kurum yaptı. Kısa sürede bu kulübe büyük saygınlık kazandırdı. Daha sonra Roberto Carlos gibi oyuncuları‚ Daum gibi çalıştırıcıları getirdi.
Politika Fenerbahçeyi düşürdü..
Aynı zamanda yasadışı silah kaçakçılığı ve mafya ile olan ilişkileri söylenti olarak yayılan Aziz Yıldırım‚ tutuklandığı güne kadar Türkiyede dokunulamazlar listesinin başında yer alıyordu. Türkiyede üç büyük kulübe başkanlık yapanların‚ bakanlardan ve siyasilerden daha güçlü olduğu söylenir. Aziz Yıldırımın tutuklanmasıyla bu savın düşmesi düşündürücüdür.
Gözlemcilere göre skandalın arkasında politik bir güç var. Daha doğrusu bir güç savaşı. Laik askeri kanatla‚ iktidarda olan muhafazakar islamcı eğilimin savaşı. Yıldırımın ailesi aseri kanada yakın. Erdoğan bu yüzden mi tutuklanmasını istedi? Spor gazeticisi Ertene göre böyle bir soruşturmanın arkasında siyasilerin olmamasını düşünmek imkansız. Eğer arkanızda hükümet desteği yoksa Aziz Yıldırım gibi isimlerin üzerine gidemezsiniz. Aynı şekilde AKP milletvekili Şamil Tayyarın burada mesele sadece futbol değil sözleri ilginç.
Bağış Erten‚ savcının temiz kramponlar diye isimlendirdiği operasyonun her geçen gün sadece bir takım üzerine yoğunlaşmasının Türk futbolunu temizleyeceğine inanmıyor. Ve ekliyor. Bütün bu skandallardan kazançlı çıkan tek takım Trabzonspor. Ligi ikinci bitirmesine rağmen Şampiyonlar Ligine alındı‚ fakat onlarda bu soruşturma kapsamında şike yaptığı iddiasıyla şüpheli.
Karadeniz kıyılarında yer alan Trabzonun kulübü‚ siyasi bağlantılarıyla dikkat çekiyor. 2004 yılındaki yerel seçimlerde bozguna uğrayan Recep Tayyip Erdoğanın‚ yayınlanan Wikileaks belgelerinde bu hezimetten sonra Karadeniz kulübüne kendisine ait devlet kasasından birkaç milyon dolar yardım yaptığı söyleniyor. Bu iş için görevlendirdiği Faruk Özak aracılığıyla bu sezonda yine bu kulübe maddi yardımlar yaptığı söyleniyor.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/18671802.asp
http://www.spiegel.de/sport/fussball/0,1518,784409,00.html
(/s)
Siyasi operasyon olduğunu baştan beri söylemiştik, anlamak güç değil zaten...
spiegel islam ve yabanci düsmani bir dergidir yazilarini kaale almamak lazim olay sadece fenere yönelikse neden icerde diger takimlarin baskanlari hocalari futbolculari ?
19 maçta şike varmış kim içerde başka? Ben 19 maçta kimle şike yaptık merak ediyorum açıkçası...
İddianamenin açıklanması ile tüm meraklar giderilecektir.
Tamamen merakımdan soruyorum: 19 maçta şike tespit edildiğine dair açıklama kimden geldi? Açıklama, 19 maçta şike tespit edildiği yönünde miydi, yoksa 19 maçın çeşitli şekillerde incelendiği yönünde mi?
"Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir"
Kesin bir şey yok ama sadece Fenerbahçe maçı değil ki o 19 maç![]()
Mutluluk sadece paylaşıldığı zaman gerçektir. - Alexander Supertramp
Emniyetin açıklamasını buldum şimdi:
http://www.iem.gov.tr/iem/index.php?...324&sayfa_no=1
İlgili cümle şöyle:
Bu, kapsamı oldukça geniş, yuvarlak bir tanımlama. Kastedilen, parayı veren yönetici, olaya aracılık eden yönetici, parayı taşıyan çantacı, parayı alan futbolcu vb. tüm unsurlarıyla şike eylemi gerçekleştirilmiş ve tespit edilip delillendirilmiş maçlar olmayabilir; faraza, X kulüp yöneticisi, Y maçı için şike teklifinde bulunmuş ama bu teklif Z futbolcu tarafından kabul edilmemiş olduğu halde bu olay da zikredilen 19 maçın içerisinde değerlendiriliyor olabilir. Yani Emniyet, teşebbüsleri de hesaba katarak 19 maçtan bahsediyor olabilir.Örgütlü bir şekilde, Süper Lig ve Banka Asya Birinci Ligindeki toplam (19) maçta şike ve teşvik faaliyetlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiş ve delillendirilmiştir.
Ayriyeten, soruşturma henüz iddianame hazırlama aşamasında: Mantıklı, anlamlı veya adaletli olup olmadığı ayrı bir konu, teamüller bu aşamada davaya konu olan herkesin ve her tarafın tutuklanmadığı halleri de gösteriyor. Yani, Y maçı için X yöneticinin ifadesi, bu maçın iddianameye girmesi için yeterli görülmüş, ayrıca Z futbolcuyu tutuklama ihtiyacı hissedilmemiş olabilir. Zannediyorum 7-8 kulübün adı geçti bugüne kadar ve bunların, galiba, 6 tanesinin muhtelif kademelerde görevli/çalışanları şu anda içeride. Bu paragrafta bahsettiğim mantıkla 6 kulüpten 19 maç kombine etmek çok da zor değil.
Tabii, sizin ısrarla savunduğunuz gibi olması da muhtemel; Emniyet "19 maç" ibaresini balık büyük görünsün diye kullanmış, bu kadar ses getireceğini hesaplayamamış, zira asıl amacı olan Fenerbahçe'yi bitirmeye kanalize olmuş da olabilir.
"Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir"