Deniz Barış İçin...

(Beni çok sarsan sıradan bir ölüm üzerine yazdığım savruk bir yazıyı Deniz kardeşimiz için yineleme gereği duydum. Tekrar okumak durumunda kalanlardan özür dileyerek..)


Bir bankada gişe memurusunuz, işiniz gücünüz faturalar çekler havaleler olmuş, havalelere imza koymanın ötesinde içselleşmiş havaleler yaşıyorsunuz belki. Belki bir şirkette gelen gidenin envanterini tutuyorsunuz sarraf titizliğiyle. Ya da bir okul servisinde şoför ya da hostessiniz, gününüz neşeli çocuk sesleriyle harmanlaşıp geceye karışıyor. İşsizsiniz veya, eller cepte bir avare seyyahlığın “kompedanı” olma yolunda epeyce yol almışsınız. Ya da bir futbol takımında oyuncusunuz. Her şey mümkün insana dair, lakin hepimizin ortak paydasıdır insan denen muammanın yazgısı.

Bankada mesai bitiminde mesai sonrasına dair neler planlanır mesela? Semt kahvehanesine gidip “çocuklarla” birkaç el iskambil mi, yoksa Kiryako’nun meyhanesinde birkaç kadeh “akşamlık”mı? Belki, Mediha’larda toplanıp Leyla’nın son sevgilisiyle yaşadığı sorunları konuşursunuz. Ya da , evde bunca iş beklerken bunlara vakit mi var serzenişi yapışır gününüze..Mümkündür.

Belki evinizle işiniz arasındaki mesafe hayatı bıktıracak kadar uzaktır. Keşke dersiniz, evimle işimin arası bir türkülük mesafede olsa, mesela eller cepte “koyverdun gittun beni” ile yola düşüp son adım evin eşiğine değerken “yine bana kalasun” la merhaba desen evine, sevdiklerine..Oğlun, kızın okuldaki yaramazlıklarından söz etse mesela, eşiniz kuru fasulyenin pişmemekteki direncini sizin inadınızla benzeştirse, dokundura dokundura.. Ama işte, daha 1 gün önce sıcaklığını hissettiğiniz, sevginizin meyvesi çocuklarınızı emanet ettiğiniz, bir ömrü paylaşmak için “yoldaş” seçtiğiniz öte yanınızın, sizi “koyverip” gittiğini anlatır bir telefon. İçinizde bin bir duvar yıkılır belki, kim bilebilir. Hayat sıfırlanır, sıfırlanırsınız, tükenen zaman değil bizizdir zira.

Aşka düşmüşsünüzdür belki, yüzünüzdeki o “tarifsizliği” hep farklı yorumlasa insanlar. Herkes bir şeyler söylese ve aslında şair Orhan Veli’nin dediği gibi gerçek sebep bunlardan hiçbiri olmasa. Hiç tanımadığınız minik ayakların açlık ve sefalet içinde, dehşetli bir yalnızlıkla sarmalanmış veda edişlerinin hüznü olsa yüzünüzdeki..

Sırtında yorganla yazı yazmak zorunda kalan büyük Türk romancısı Orhan Kemal’in bir dilim ekmek uğruna onurla tüketilen hayatını düşünsen önce, sonra da zavallı bir İspanyol denizcinin çalınmış hayatıyla gözümüze “yazar” diye sokulan sokma akıllı zavallı balonları..

“Keşke” dersin içinden, “keşke Orhan Kemal’in cezaevinden çıktıktan sonra Mahmutpaşa’da sokakta pişirip sattığı kuru fasulyeden ben de yeseydim, yeseydim de ruhumu terbiye etseydim.”

Sonra büyük Rus şairi Mayakovsky’nin genç yaşta intiharının sırrın keşfetmeye çalışsan, ve birkaç dize kendine getirse seni:

“sıran geldi deseler günün birinde / savaşa itseler beni, vurulsam
kan değil adın fışkırır yırtık dudaklarımdan..”

Hayat , seninle sarmaş dolaş olmuşuz, bizi mahkum denizlerin sularında yüzdürme e mi!

Deniz Barış kardeşimiz. Şairin dediği gibi, ölüm bazılarına kendisinden önce yalnızlığını yollarmış.

Bilmelisin ki, yalnız değilsin. Edirne’sinden Kars’ına; Diyarbakır’ından Trabzon’una;
Acını paylaşıyoruz kardeşim.. Başın sağolsun.

SEDAT TUNALI