Nestor'u beklerken, fırsat bu fırsat diyerek oyuncularımla görüşme şansım oldu. Şunu söyleyebilirim, takım tam bir İngiliz takımı. Beyaz tenli elemanların arasına serpiştirilmiş birkaç normal adam ve birkaç devşirme zenci; ve istisnasız hepsinin ağzı bira kokuyor. Geceden kalma oldukları apaçık ortada. Takımı biraz disipline etmek gerekecek ancak ilk buluşmada oyunculara çok sert de davranmak istemedim. Kendimi oyunculara sade bir şekilde takdim ediyor ve odama dönüyorum. Görüşme gayet iyi geçti.
Odamın kapısını açtığımda, masamın önündeki koltuğa oturmuş ve üstünde ''Eren Aydemir-AFC Wimbledon Teknik Sorumlusu'' yazan eşyayı inceleyen Nestor'u görüyorum. Hemen birbirimize sarılıyoruz, ve ben imza sürecinde yaşananları ve kulüpteki ilk günümü ona anlatmaya başlıyorum.
Nestor'la tanışmamız çok eski günlere dayanır. İlköğretimde aynı sıraya oturmamız vesilesiyle tanışıp, arkadaşlığımızı yıllar geçtikçe ilerletmiştik, birer kardeşten farksız olmuştuk.
Ancak Nestor, ailesinden hiçbir zaman sevgi veya kol-kanat germe görmedi. Bu gün geçtikçe onu farklı uğraşlara itti. Önce sanal dünyaya merak salan ve bilgisayar konusunda yaşıtlarından hep üstün olmuş olan Nestor, ilerleyen yıllarda en büyük yeteneğinin dil öğrenmek olduğunu fark etti ve sanal alemi avucunun içi gibi bildiği için, onu dil öğrenmek için kullandı. Gün geçtikçe yabancı dil konusunda kendini geliştirdi ve bir gün artık zirveye ulaştı. Bu onun için bir bakımdan kötü de oldu.
Hayattaki diğer dallarda dil öğrenmek kadar başarılı olmadığını öğrendiğinde, derin bir boşluğa düştü. Bu boşluk, üstün zekâsı ve kültürünün de nedeniyle, illegal işlerde aranan 1 numaralı adam olmasıyla sonuçlandı. Birçok mevzu işledi, birçok yanlış yaptı. Foyası ortaya çıkınca da ilk önce ''Nestor'' takma ismini kullanarak, ülkede adeta bir kaçak gibi yaşamaya çalıştı, yapamayınca da, yaklaşık 1 sene önce yanıma, İngiltere'ye geldi.
Nestor, futbol konusunda çok bilge olmasa da, hayatımda gördüğüm en zeki, en kültürlü ve en vefakâr adamdır. Hayatım boyunca hep en iyi arkadaşım oldu. Ve yolumun AFC Wimbledon'la kesiştiği gün, umarım onun için de yeni bir başlangıç olacak.
''Ne zaman resmi olarak burada çalışacağım oğlum?'' diye sordu. ''Sakin ol Nestor'' dedim, ''sakin ol. Zamanı gelecek.''
Asistan menajer, ya da koç olarak Nestor'a görev vermeyi düşünüyorum. İngilizce'yi o kadar iyi bilir ki, Britanya'nın neresine giderse gitsin, onun İngiliz mi, İskoç mu yoksa İrlandalı mı olduğunu anlayamazsınız. İngilizce'nin yanında ana dili Türkçe, Fransızca, İtalyanca, Rusça ve Münih'te yaşamını sürdürebilecek düzeyde Almanca biliyor. ''Almanca bilmenin Almanya'da sana bir faydası yoktur, Türk olman yeterlidir. Almanca, şaşırtıcı bir şekilde Almanya'nın dışında sana fayda sağlayacak bir dildir.'' der hep. Çok yönlü bir adamdır. Napoleon'un ilk yaptığı savaşın tarihini sorsanız bilir. Dediğim gibi, çok zeki ve fazla kültürlü bir adamdır. Bilgisayar ve internet konusunda da çok başarılıdır. Her işi yordamına göre yapmayı çok iyi bilir. Ve bana en çok yarayacak özelliği de şudur: Britanyalılarla nasıl konuşulacağını, kendilerinden bile daha iyi bilir.
Futbol konusunda ilk danışacağım kişi olmayacak. Ancak saha dışındaki her alanda, bütün kulübün yükünü çekecek bir nebze. Futbol anlayışlarımız her zaman çok farklıydı zaten. Ben hep defans yaptım, o ise saldırdı; hücuma ve yok etmeye uğraştı. Tıpkı yıllardır oynadığımız satranç karşılaşmalarındaki gibi... Onun ataklarına karşı ben hep savundum. AFC'de de rakip bana saldırmadan önce, o bana rakibin nereden saldırabileceğini söyleyecek ve ona göre önlemlerimi alacağım. Adeta, parasıyla bir rakip tutacağım, gerçek rakiplerimi geride bırakabilmek için.