Pendikspor'dan kovulup başka takım bulamayınca işin içine senaryo katmak istedim. Umarım beğenirsiniz.










BÖLÜM 1
Pendikspor ile yolların ayrılması
Play Off için iddialı bir takımdık ancak bir türlü bir denge oturtamamıştık. Ligin en güçlü kadroya sahip takımlarına sahayı dar edip, puan vermezken, kümede kalmayı hedef belirlemiş takımlara da puan dağıtıyorduk. Yeni Malatyaspor gibi ligin en iyi kadroya sahip ekiplerinden birisini kendi sahasında 2-0 ile mağlup edip sükse yaptığımızda aslında çok umutluydum ve her şeyin çok güzel olacağına inanıyordum. Hatta bu maçtan sonra evde gelecek sezonun kadrosunu nasıl kurarım diye düşüncelere girmiştim. Ancak Yeni Malatyaspor maçından sonra takım birden çöküşe geçti ve sonraki 5 maçtan sadece 1 puan alabildik. Çözemediğim bir şey vardı, sahadaki takım gayet iyi oynuyordu, rakibi adeta eziyorduk ancak bir türlü skor yapamıyorduk. Ya bir hakem hatası, ya futbol şansı ya da başka bir şey puan almamıza engel oluyordu. Tabii 5 maçlık galibiyet hasreti beni bu takımdan göndermek isteyenlerin arayıp da bulamadığı bahaneydi. Bu takıma başkan Selahattin Turhan döneminde gelmiştim, kendisi beni tanır ve severdi. Yaşımın küçük olmasının teknik direktörlük yapmam için sorun olmayacağını, önemli olanın futbol bilgisi olduğunu söyleyerek bana takımı emanet etmişti. Sonraki seçimlerde takımın başına gelen Çağdaş Tunç beni pek tutmadı ancak takımdan göndermek için de sebebi yoktu. Takımdaki 37 yaşındaki futbolcular bile 21 yaşındaki bir teknik direktörü yadırgamazken başkan ile kanımız bir türlü uyuşmadı. Bu 5 maçlık galibiyet alamama serisi başkan için harika bir bahane olmuştu ve Keçiörengücü maçından sonra beni odasına çağırdı. Yanına gittiğimde yüzünde keyifli bir gülümseme vardı ve takımın neden kötü gittiğini soruyordu. Aslında sorunun altında neyin yattığı belliydi. İstifimi bozmadan "Sahada şansımız yok, top girmek istemiyor" dedim. "Topun canının isteyip istememesi beni ilgilendirmez, yüzbinlerce lira ile dönen bir takımı 21 yaşındaki çocuğa emanet bırakamam, bu yüzden yollarımızı ayırmak zorundayız" cevabını aldım. "Zaten bu saatten sonra siz bağlasanız ben durmam" diyip odadan çıktım. Oyuncularla ufak bi toplantı yapıp hem de vedalaşmak istedim. Ancak bugüne kadar hiç bir şey belli etmeyen oyuncularım gidişime zil takıp oynayacak gibiydiler. Moral bozukluğu ile eşyalarımı toplayıp kulüpten ayrıldım. Aslında son 5 haftayı saymazsak gayet de güzel oynuyorduk.




BÖLÜM 2
Boşluk Süreci
Yapacak bir şey yoktu, kulüpten aldığım para beni bir süre idare ederdi ama bir kulüp bulmam da şarttı. Ancak bu seviyede başka bir kulübe kendimi kabul ettirmem imkansızdı. İkinci bir Selahattin başkan bulamazdım. Eğer 3. lig veya daha alt bir seviyeye düşersem de asla hayallerime ulaşamazdım. Futbol bilgilerime ve oyunu okuma kabiliyetime çok güveniyordum. Eğer 40 yaşında olsaydım PTT 1. Ligde bile takım çalıştırabileceğime inanıyordum.
Bir akşam evde canım sıkıldı, Pendik'in çarşısına inip gezmeye niyetlendim. Çarşıdan da sahile yürür biraz kafa dağıtırım diyerekten çıktım evden. Pendik'in Yüksek Hızlı Tren istasyonu ile birleşik bir alt geçidi vardır, çarşı ile Pendik'i bağlayan alt geçitlerden en ayak altında, en işlek ve en kullanışlı olanı, işte o alt geçitten geçerken, takım elbiseli, bavulu ile bekleyen ve İngiliz olduğunu bir bakışta anlayabileceğiniz bir kişi gördüm. Kolumdaki saate baktığımda saat gecenin 12'sini geçmiş, yeni günün ilk dakikalarını yaşıyorduk. Kendi kendime "Bu saatte tren yok ki bu adam ne alaka burada?" sorusunu sordum. Sonra da merakıma yenik düşüp, İngilizceme de güvenip bu soruyu adama yönelttim. Bana Eskişehir'e bir konferansa gideceğini, Manchester'dan Sabiha Gökçen'e geldiğini ancak son trenin vaktinin çok erken olduğu için trene yetişemediğini ve sabah 06:30 trenine bilet aldığını ve İstanbul'da hiç bir yeri bilmediğinden oradan ayrılamadığını söyledi. Biraz muhabbet ettikten sonra evime davet etmek istedim ama bomboş, yer yatağında yattığım evime davet etmeye utandığım için kendisine çevrede uygun fiyatlı oteller olduğunu söyledim. Bana güvenmiş olacak ki yardım teklifimi kabul etti. Bana mümkün olduğunca ucuz oteller soruyordu ancak ben onu çok varoş bir yere bırakmak istemiyorum. Bu yüzden fiyat performans konusunda iyi bir seçim yapmaya çalışarak kendisini uygun bir otele yerleştirmek üzere harekete geçtim. Bana "Mümkün mertebe ucuz otel bulalım" diyordu. Kafama yatan bir otele gelip arada tercümanlık yaparak beyefendinin odasını ayarladım. Ücreti verirken fatura kesilmesini rica etti sonra bana dönüp "Faturası lazım çünkü masrafları Üniversite karşılayacak" dedi. Ben tabii şok oldum, parayı kendi cebinden vermeyeceği halde olabilecek en ucuz oteli araması takdire şayan bir hareketti. Ne de olsa para benden çıkmayacak diye Hilton'da bile kalabilirdi ya, neyse. Odasına eşyalarını çıkartıp geleceğini söyleyerek yukarı çıktı. Geri geldiğinde karnının aç olduğunu söyledi. Ben de "Eğer tavuk severseniz sizi güzel bir yere götürebilirim" diye sevdiğim ve bildiğim bir tantuniciye götürdüm. Oradaki muhabbette kendisinin İngiltere'de büyük bir üniversitede hukuk profesörü olduğunu ve Eskişehir'e Anadolü Üniversitesinde konferansa gittiğini öğrendim. Tabii tanışma faslı geçtikten sonra bir İngiliz ile ne muhabbeti yapabilirsiniz? Tabii ki Futbol. Olay çok kısa sürede futbol muhabbetine geldi ve kısa bir profesyonel teknik adamlık kariyerine sahip olduğumu söyleyince hayret etti. Talihsiz bir kovulma hikayem olduğunu duyunca "Neden İngiltere'ye gelmiyorsun? Orada bu tür saçmalıklar yok" dedi ve ekledi "-Ki eğer İngiltere'ye gelecek olursan hem misafir ederim hem kulüp başkanlarının çoğunu tanırım, sana da referans olurum" Teklif cazipti ama İngiltere yani sonuçta, Ankara değil ki "Geliyorum" demeyle geleyim? Teklifin cazibesinden bahsedip kendisini kırmak istemediğimi ancak benim için çok büyük bir karar olacağını söyleyerek reddettim. Anlayışla karşıladı ve "E mail adresim bu, telefonum bu, sen düşün taşın eğer gelmek istersen bana ulaş" dedi.
Zaman geçiyor, ben kafama yatan bir takım bulamıyordum. Pendikspor ise benden sonra göreve gelen Coşkun Demirbakan hoca ile yeniden galibiyetlere başlamıştı. Acaba kendimi mi kandırıyordum? Cidden bir teknik direktör olacak vasfım yok muydu? BAL'de teknik direketörlük yapmalı mıydım? Kafamda deli sorular varken aklıma İngiltere işi yatmaya başladı. Bay Dignan'a e mail atıp İngiltere'ye gelirsem hangi liglerde takım çalıştırabileceğimi sordum. Gelen cevap "Skybet Lig 1 bile olabilir ama muhtemelen Vanarama Conferance olacaktır" gibi ucu açık bir cevap geldi. Vanarama'nın üstünde kaç tane lig var? Tırmanabilecek miyiz? Kafamda bu sorular varken bir e mail daha attı; "Sadece buraya bir kere gel, buradaki ortamı gör"