Öncelikle yerel kupalarda başarısız olduğumu söyleyeyim. Ama UEFA’da mutlu sona ulaştık. Eğer bu kadar kötü geçen sezonda oyunu bırakmadıysam, bu UEFA’da ilerlememizdendir.

Elemeyi çok rahat geçtik. Kolay bir gruba düştük ve namağlup lider olarak bu gruptan da çıktık. Aslında kura şansı da yanımızdaydı. Hep iyi kuralar çektik, 17 maçta sadece 2 mağlubiyet aldık, aslında tek mağlubiyet olabilirdi ama yarı finalde turu garantiledikten sonra oyundan kopma yaşadık ve 2-0’dan son anda maç 3-2’ye döndü.



Finalde karşılaştığımız Barcelona maçına kadar bizi zorlayan ekip çıkmadı. Avrupa maçlarının primini yüksek tutmam etkili oldu sanırım.



UEFA Kupası Şampiyonu AFC Wimbledon



Barcelona’nın ezdiği bir maç oldu. Erken yediğimiz gol ile maça kötü başladık. İlk devre sahada hiç yoktuk. İkinci devre açıldık ve rakip kaleye ancak gitmeye başladık. Üst üste yakaladığımız pozisyonlarla golün geleceğini hissettim, 1 pozisyon önce direkten dönen topun ardından kaptanımız Houghton sahneye çıktı ve Barcelona ağlarını sarstı.

Bu dakikadan sonra maç dengede geçti. Ben 1 gol daha atabileceğimize inanmadığım için maçı ancak penaltılarda kazanırız diye düşünüyorum çünkü kalecimize çok güveniyorum.






Ve 120 dakika da 1-1 sona erip maç penaltılara kaldı. Pope yaptığı 2 kurtarış ile bize ilk defa mücadele ettiğimiz Avrupa arenasında ilk kupamızı getirdi.


İşte mükemmel kalecimiz, sözleşmesini hemen uzattım;



Anlayamadığım nokta, UEFA’yı alan takım tekrar UEFA’ya katılıyor mu? Çünkü ligde ve yerel kupalarda başarılı olamadık ama yine de avrupaya gidiyoruz.

Şimdi kadroyu temizlemeye ve yeni sezonda kadro uyumunu doldurmaya geldi.