Maça dönecek olursak... Stoch ofansta her ne kadar çok güzel işler yapsa da, özellikle dün, top rakipteyken sadece seyrediyordu. Birkaç defa zemin nedeniyle kayıp top kaybetti ama geriye dahi koşmadı. Keza Selçuk, attığı gol bir tarafa, rakibi bozma adına hiç hamlesi yoktu. Orta saha yol geçen hanı gibiydi. Adamlar üç pasta kalemize iniyordu. İşte devre arası Aykut hoca çok mühim bir karar aldı ve Stoch'un yerine Cristian'ı aldı. Orta sahayı kalabalık tutma adına... Devre arası arkadaşlara söylemiştim: "Sol kanadımız başımıza çok iş açacak. Stoch göstermelik olarak bile pres yapmıyor. Acaba bir Caner filan düşünülebilir mi?"

Tabii devre başında Stoch'un çıkıp, Cristian'ın girdiğini gören arkadaşlar dahi, yani 2 dakika önce bana hak verenler, "Stoch oyundan alınır mı, n'aptın Aykut hoca" diye homuranmaya başladı. Gerisini siz hesap edin. Oysa attığımız 3. golde akın Christian'ın önde yaptığı bir baskı sonucu kaptığı topla başladı. Devamında faul ve Alex'in usta vuruşu: 3-1.

Bunun dışında Lugano yediğimiz ilk golde topu taca veya kornere atmak yerine ileri vurmayı, yahut rakibe çarptırıp çıkartmayı denedi. Çok dengesiz yakalandık ve final maçına çıkan bir takıma hiç yakışmayacak feci bir gol oldu. Yine 2. golde Barcelona özentisi top çevirmeye yeltendik. Ama unuttuğumuz birşey var ki, Barcelona geride yapmıyor bu pas trafiğini. Rakip kalenin önünde kuruyor oyunu. Yine Lugano kaynaklı bir hata ve yine "acaba" paniğine sevkeden yediğimiz 2. gol... Eğer Yobo'nun attığı 4. gol o kadar erken gelmeseydi, sahadaki futbolcularda panik dozu tavan yapacak ve belki büyük bir facia daha yaşayacaktık. Biz imkanı yok, tek farkla bu maçı elimizde tutamazdık.

3. golü 2 dakika daha erken yesek, yahut maç 2 yerine 4 dakika uzasaydı, yine saçma sapan birşeyler olabilirdi. Biz fırsatı tepmek için elimizden geleni yaptık ama takdir-i ilahi, bu defa son dakikada bizim gülmemizi istedi. Şükürler olsun.

Maç 4-2. Dakika 89. Maçı izlediğim parkta kimse rahat değil. Hoplayıp zıplamak lazım. Yok... Kimse güvenemiyor. O an aklıma sık sık yıllar öncesinin Bayern Münih-M.United arasında oynanan şampiyonlar ligi finali geliyor. Kovmaya çalışıyorum aklımdan, gitmiyor. (90. dakikaya 1-0 önde giren Bayern, 3 dakikalık uzatma bölümünde yediği 2 golle, Avrupa Şampiyonluğunu kaptırmıştı.) İşte tam bu esnada 2 dakika uzatma gösterildi. Aradan 20 saniye geçmeden 3. golü yedik. "Eyvah" dedim, "eyvah, aklıma gelen başıma gelecek." Gelmedi. Elhamdülillah.

Şampiyonluk maçına çıkan bir takımın bu kadar basit goller yemesi, elinin ayağına dolaşması, hatta taraftarın son dakika 2 farka rağmen rahat olamaması ve korku filmi izler gibi gerginlik yaşaması, camia olarak ne büyük bir travma yaşadığımızı göstermeye yeter. 2006 ve 2010, dün akşam Sivas'ta da ayağımıza dolandı. Ama bu defa sendelesek bile düşmedik. Lakin gelecek sezon planlanırken, şampiyonluğun bazı kusurları örtmesine de izin vermemeliyiz. Büyük bir iş başardık, son 18 maçın 17 tanesini kazanmak destanlık bir iş... Ama herşey güllük gülistanlık değil... Transfer döneminde birkaç nokta atışı şart...