30 Aralık 2012, saat 21.00. Arabamla kulüp binasına doğru ilerlerken hep kulüp için yaptıklarımı düşünüyorum. Yarım yıldır çalıştık, gece gündüz, uyumadık. Masaların başında sabahladık, çıkış yolu için kafa patlattık. Olmadı be. İlk günden itibaren, oturmadı. Masadan düştü düşecek bir örtü gibiydik hep. Düşmeye gidiyoruz işte.
Odasına girdiğimde, başkan şaşırdı. Çıkmaya hazırlanıyordu çünkü. ''İki dakika konuşabilir miyiz başkanım?'' dedim. ''Tabii, otur.'' dedi. Konuştuk. Pek uzun sürmedi zaten. Neden belliydi, amaç belliydi, sözlerim netti. Sırtımı sıvazladı. ''Hayatında başarılar genç adam.'' dedi. Sarıldık. Odasından ayrıldım. 6 ay önce bir hiç olarak girdiğim bu odadan, şimdi yine bir hiç olarak çıkıyordum. Belki özgeçmişime bir şeyler eklenmişti, ama ne farkı vardı ki? Başarısızlığım resmi olarak özgeçmişime de yansımıştı adeta.
30 Aralık 2012, saat 21.15. Elimde viski, hava yağmurlu, müzikçalarda Dilemma. Gözyaşlarım viskiyle birleşirken, o çarpıcı sözler geliyor: ''Farkı yok aslında sonların / Bana, bana, hep bana / Ayrılıklar hep bana.''


